Ziya ül Hak kimdir?

Ziya ül Hak kimdir?

Ziya-ul Hak (1924-1988)

Pakistan’da 1977’de yaptığı darbe ile iktidara gelip ölümüne kadar devam eden 11 sene boyunca Pakistan’ı yöneten, döneminde Pakistan’da yürüttüğü ‘İslamileştirme’ ve nükleer enerjiye dair siyasetleri, Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline karşı verdiği mücadele, Pakistan’da gerçekleşen hızlı ekonomik kalkınma ile bilinen, 1988’de şüpheli bir “uçak kazasında” hayatını kaybeden Pakistanlı asker ve siyasetçi.

Doğumu ve Eğitimi

12 Ağustos 1924’de Pencab eyaletinin 1947’de Hind Kıtası’nın bölünmesiyle Hindistan’da kalan Jalandhar şehrinde doğdu. Britanya yönetiminde askeri okula giden Ziya-ul Hak, 1943’te İkinci Dünya Savaşı’nda İngiliz Ordusu’nda Burma’da Japonlara karşı savaştı. 1945’te Hindistan’daki Kraliyet Akademisi’ni bitirdi. Pakistan’ın 1947’de bağımsızlığını kazanmasıyla Pakistan Ordusu’nda görev aldı.

Ziya-ul Hak ve ‘Kara Eylül’ (1970)

1965’teki Hindistan-Pakistan Savaşı’nda komutan olarak yer alan Ziya-ul Hak ardından Pakistan tarafından askeri danışman ve eğitmen olarak Ürdün’e gönderildi. Ürdün’de bulunduğu sırada Eylül 1970’te Ürdün’deki Filistinli örgütler ile Ürdün yönetimi arasında patlak veren ‘Kara Eylül’ olarak isimlendirilen kanlı savaşta Ürdün yönetimine destek olarak Ürdün birliklerini yönetti.

Pakistan’a dönüşünde askeri kariyerinde hızla yükselen Ziya-ul Hak 1976’da genelkurmay başkanı oldu.

Ziya-ul Hak Darbe Yapıyor (1977)

1971’de cumhurbaşkanı, 1973’te de başbakan olan Zülfikar Ali Butto (1928-1979) Pakistan’ı laikleştirme çalışmalarının yanı sıra yolsuzluk iddiaları ve ülkede neden olduğu iddia edilen siyasi gerginleşme sebebiyle oldukça yıpranmıştı.

1976’da Butto’nun Ziayul Hak’ı genelkurmay başkanı olarak atamasında darbe korkusu yaşaması nedeniyle onu generaller arasında siyasete tek ilgisiz olan olarak görmesi, Ziya-ul Hak komutasındaki ordunun darbe yapmayacağına inanması olduğu belirtilmektedir.

8 Ocak 1977’de Butto muhalifleri mecliste ‘Pakistan Milli İttifakı’ adı altında birleşti. 7 Mart 1977’de resmiyette Butto kazandı fakat ülke çapında Butto’nun partisi olan ‘Pakistan Halk Partisi’nin ve Butto tarafından atanan bürokratların ülke çapında ayyuka çıkan seçim hileleri Pakistan’ı büyük bir siyasi krizin içine soktu.Ardından Butto Hükümeti’nde pek çok siyasi skandal patlak verdi.

İç çatışmaların yaşandığı bir sırada Ziya-ul Hak öncülüğünde Pakistan Ordusu 5 Temmuz 1977’de kansız bir darbeyle yönetime el koydu ve Butto’yu tutukladı.

Bir müddet genelkurmay başkanı olarak Pakistan’ı yöneten Ziya-ul Hak Eylül 1978’de Pakistan cumhurbaşkanı oldu.

Ziya-ul Hak’ın Kasım 1977’de gerçekleştirdiği Türkiye ziyareti ve dönemin Türkiye başbakanı Süleyman Demirel ile görüşmesi

Zülfikar Ali Butto’nun İdamı (1979)

Devrik lider Butto, darbenin ardından yolsuzluk, kötü yönetim, muhalif politikacıları öldürtmek gibi suçlardan yargılandı ve 1978’de idama mahkum edildi.

Bu dönemde İran’a yeni dönmüş olan Ruhullah Humeyni (1902-1989) Butto’nun idam edilmemesi için aracı oldu. Şii olan Butto’nun cinayetten hüküm giymiş laik bir politikacı olmasına rağmen İran’da binlerce kişiyi idam ettiren Humeyni tarafından kurtarılmaya çalışılması Humeyni’ye “Şiicilik” suçlamaları yapılmasına neden oldu.

Butto 4 Nisan 1979’da idam edildi.

Ziya-ul Hak’ın ‘İslamileştirme’ Projesi

Pakistan’da laikliğe alan açılan Butto devrinin ardından iktidara gelen Ziya-ul Hak yaptığı ilk televizyon konuşmasında “Pakistan İslam uğruna var oldu, ancak İslam’a tutunursa yaşayabilir, Pakistan’da İslami bir düzen kuracağız” açıklamasında bulunarak Pakistan’da sistematik bir İslamileştirme başlatacağını belli etmişti.

Ziya-ul Hak içki satışını, gece kulüplerini kapattı. Yasaların İslam’a uygunluğunu denetlemekle görevli bir üst “Yüksek Mahkeme” kurdu. 1980’de zekat zorunlu kılındı.

1979’da Pakistan’da had yasaları yürürlüğe girmeye başladı. Bununla beraber pek çok kanunda İngiltere sömürgeciliği devrinden kalanlar korundu.

Ziya-ul Hak’ın İslamileştirme’de Sünniliği ölçü olarak kabul etmesi Pakistan’daki Şiilerin tepkisini çekti. Butto ailesi Şii olduğundan Butto ailesini destekleyen Şiiler zaten en baştan beri Ziya-ul Hak’ın muhalifiydi.

Sünnilikte de ölçü olarak Hind Kıtası’nda yaygın iki akımdan biri olan Diyobendiliğin ölçü alınması, Muhammed Taki Osmani (1943-) gibi Diyobendi ekolünün tanınmış isimlerinin yüksek mahkemelere atanması, diğer akım ve Diyobendilere düşmanlığı ile bilinen Barelvileri Ziya-ul Hak yönetiminden uzaklaştırdı. Barelvilerin önemli isimleri de zamanla Ziya-ul Hak’a muhalefete katılarak Butto ailesinden yana oldu.

Ziya-ul Hak’ın İslamileştirme siyaseti genel olarak İslamcıların takdirini kazansa da bu proje kapsamında uygulanan bazı hükümler ve yürürlükte kalan İslam’a aykırı bulunan bazı kanunlar eleştirilmesine sebep oldu.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı İşgali ve Ziya-ul Hak

Sovyetler Birliği’nin nüfuzunun 1960’lı yılladan beri git gide arttığı, Pakistan için büyük stratejik öneme sahip komşusu Afganistan’da Nisan 1978’de Komünistler kanlı bir darbe ile iktidarı ele geçirip, Sovyetlerin desteğiyle ülkede sıkı bir Komünistleştirme politikası gütmeye başladılar.

Afganistan’ın genelinde Kabil’deki Komünist rejime karşı isyan başlarken Komünistler isyanı büyük katliamlarla bastırma yoluna gittiler.

Ziya-ul Hak, en başından beri Afganistan’daki Komünist rejime düşmanlığını saklamadı.

Kabil rejimi, ülkedeki isyanları bastırmada başarısız olunca Sovyetler Birliği 24 Aralık 1979’dan itibaren Afganistan’ı kalabalık bir ordu gücü ve devasa bir yığınakla işgal etti. İşgalden önce Kabil rejimine karşı ülke çapında süren silahlı isyanlar artarak işgalci Sovyetler Birliği’ne de yöneldi.

Sovyetler Birliği’nin Pakistan sınırına dayanmasına oldukça öfkelenen Ziya-ul Hak bu işgale en şiddetli biçimde kınadı. Afganistan’daki direnişçi gruplara aleni olarak maddi ve manevi destek verdi.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ın özellikle kırsal kesiminde yürüttüğü ve 1 milyondan fazla Afgan sivilin katledildiği soykırımdan sebep milyonlarca Afgan mülteci Ziya-ul Hak’ın emriyle Pakistan’a kabul edildi.

Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgalinden Sovyetler Birliği ile ‘Soğuk Savaş’ta ve nüfuz rekabetinde olan ABD’nin yanı sıra Sovyetler Birliği’nin petrol güzergahı olan Basra Körfezi’nin Hint Okyanusu’na çıkışına iyice yaklaşmasından Suudi Arabistan da çok rahatsız olmuştu. Ziya-ul Hak bu ülkelerle Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline karşı mücadelede dirsek temasına girdi.

Afganistan’da Sovyetler Birliği’ne karşı savaşmak üzere Pakistan’a gelen binlerce yabancı savaşçının Pakistan’ı geçiş güzergahı olarak kullanmasını kolaylaştıran Ziya-ul Hak, Pakistan’ın Afganistan’a komşu Hayber Pahtunhva Eyaleti’nin merkezi, Pakistan’ın en büyük şehirlerinden olan ve Afganistan yolundaki Peşaver şehrinin gönüllü yabancı savaşçılar ve yardım kuruluşlarının serbestçe çalışabileceği bir mekan olmasını sağladı.

Afganistan Savaşı’na Pakistan’ın müdaheleleriyle beraber ülkenin kuruluşundan beri ülke içi siyasette önemli yeri olan Pakistan’ın istihbarat teşkilatı ISI (Inter-Service Intelligence-Servislerarası İstihbarat) gittikçe güçlendi, uluslar arası tanınırlık kazandı ve git gide ülke yönetimindeki payı arttı.

ISI Afgan direniş grupları, yabancı gönüllüler ve yardım kuruluşları hakkında savaş boyunca ve sonrasında yaygın isithbari işlemlere girişti.

İngiltere’de yayın yapan Thames TV’nin Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgaline ve Pakistan’a dair yaptığı, Ziya-ul Hak ile röportaj içeren 1980 tarihli bir yayın

Ziya-ul Hak’ın Aralık 1982’de gerçekleştirdiği ABD ziyareti ve dönemin ABD başkanı Ronald Reagan ile görüşmesi

Ziya-ul Hak Dönemi’nde Pakistan Ekonomisi

Ziya-ul Hak dönemi, Pakistan’ın ekonomik tarihinde en başarılı dönem olarak kabul edilmektedir. 1978-1988 arası ülkeyi yönettiği 10 yıllık dönemde Pakistan ekonomisi ortalama yüzde 6,8’lik büyüme oranıyla o dönem dünyada ekonomisi en hızlı gelişen ülkesi olmuştur.

Ekonomistler, bu başarının altında Ziya-ul Hak döneminde sonu gelen yolsuzlukların olduğu yorumunu yapmaktadır. Bu dönemde başlangıçta devletin merkezi planlamasına dayanan kalkınma planları zamanla serbest girişimciliği teşvik eden daha serbest bir ekonomi yönetimine evrilmiştir.

Ziya-ul Hak döneminde Pakistan’da faizsiz ve İslami bir ekonominin nasıl işleyeceğine dair projeler geliştirme çabalarına girilmiştir.

Ziya-ul Hak’ın Dış Politikası ve Türkiye ile ilişkileri

Ziya-ul Hak döneminde Pakistan’ın dış politikasına damga vuran olgu Afganistan Savaşı’ydı. Sovyetler Birliği’nin Pakistan sınırına dayanmasından oldukça endişe eden Ziya-ul Hak, bu ülkede Komünist rejime direnen gruplara destek olurken Sovyetler Birliği karşıtlığı üzerinden başlangıçta ABD ve Suudi Arabistan ile dirsek temasına girmekle beraber Ziya-ul Hak’ın izlediği İslamileştirme ve Pakistan’ı nükleer güç yapma siyasetlerinden sebep son yıllarda ABD ile ilişkileri bozulmuştur.

Türkiye ile iyi ilişkilere sahip olmayı önemseyen Ziya-ul Hak, sık sık Türkiye’yi ziyaret etmiş, ölümünün ardından Türkiye’de bayraklar yarıya indirilmiştir.

Ziya-ul Hak’ın Pakistan’ı Nükleer Güç Yapma Çabası

1956’da Pakistan’da atom enerji kurulu kurulmuş, ilerleyen yıllarda nükleer elektrik santralleri kurulması hedeflenmiş fakat ABD’nin baskısı nedeniyle bu projeler hayata geçirilememişti.

Birleşmiş Milletler, nükleer silah bulundurma hakkını sadece İkinci Dünya Savaşı’nın galibi büyük devletler olan ABD, Sovyetler Birliği, Çin, İngiltere ve Fransa’ya tanırken diğer ülkelere yasaklamıştı.

Fakat 1960’lı yıllarda İsrail de nükleer silah edinmişti.

1974’te Hindistan’ın atom bombası denemesi yapması Pakistan’ın büyük tepkisini çekmişti. Zülfikar Ali Butto buna mukabil Pakistan’ın nükleer güç olmasının zorunlu olduğu açıklaması yaparken ABD baskısı nedeniyle Butto döneminde kayda değer bir çalışma yapılamadı.

ABD Baskısına Rağmen Nükleerde ısrar etti

Ziya-ul Hak, devam eden ABD baskısına rağmen Pakistan’ın nükleer elektrik santrallerine ve Hindistan’ın nükleer silahlarını dengeleyecek karşı nükleer silahlara sahip olmasını hayati önemde görüyordu.

Döneminde Pakistan’ın nükleer güce ulaşması için yoğun ama gizli bir çalışma başlattı. Nükleer güce eriştikleri an Hindistan’a karşı caydırıcı olması için açıklama yapmayı planladı.

Nihayet 1987’de Ziya-ul Hak Pakistan’ın nükleer enerjiden elektrik ve silah yapacak enerjiye ulaştığını, şayet Hindistan nükleer silahlarını imha eder ise Pakistan’ın nükleer silah yapmayıp nükleer enerjiden sadece elektrik üretiminde istifade edeceğini açıkladı.

Ziya-ul Hak’ın bu açıklaması, Afganistan Savaşı’nda dirsek temasına girdiği ABD ile ilişkilerini kalıcı olarak bozdu. ABD, Pakistan’a yaptırım uygulamaya başladı.

Ziya-ul Hak döneminde Pakistan’da ilk nükleer santraller inşa edilirken döneminin çalışmaları sonucu olarak 1998’de Hindistan’ın yeni bir nükleer denemesine misilleme olarak Pakistan atom ve hidrojen bombası denemesi yapacaktı. Daha sonra ise 1987’den itibaren Pakistan’ın nükleer silahlara sahip olduğu ortaya çıkacaktı.

Ziya-ul Hak Suikasti (1988)

Ziya-ul Hak, 17 Ağustos 1988’de Pakistan semalarında iken içinde bulunduğu uçağın patlaması sonucu hayatını kaybetti. Patlamada ölen 27 kişinin arasında Pakistan Genelkurmay Başkanı ve ABD’nin Pakistan Büyükelçisi de bulunmaktaydı.

Patlamanın sabotaj olduğu kesinleşirken bugüne kadar failine dair kesin bir kanıt bulunamadı. Bu suikastin ABD, İsrail veya Sovyetler Birliği tarafından gerçekleştirildiği iddia edildi.

Suikastin Sovyetler Birliği tarafından gerçekleştirildiğini iddia edenler Ziya-ul Hak’ın özellikle Afganistan’da izlediği Komünizm karşıtı siyasetten ötürü Sovyetler Birliği’nin ona düşman olduğundan bu suikasti gerçekleştirmesinin muhtemel faili olduğunu, ABD elçisinin de patlamada ölmesinin suikasti ABD’nin gerçekleştirmediğine delil olduğunu öne sürmektedirler.

Bu teze karşı çıkanlar ise suikastin gerçekleştiği tarihten önce Sovyetler Birliği’nin Afganistan’dan çekilme kararı aldığını ve hatta çekilmeyi başlattığını, Sovyetler Birliği’nin 1988’de kendi iç problemlerine odaklanmış olduğunu belirtmişlerdir.

Suikasti ABD’nin yaptığını iddia edenler ise Ziya-ul Hak’ın Pakistan’ı İslamileştirme çabalarını fazla bulduklarını, özellikle de Pakistan’ı nükleer güç yapma çabalarını ve bu konuda 1987’de yaptığı açıklamaları ABD’ye tehdit olarak görüp bu suikasti gerçekleştirdiğini, bu gibi önemli bir suikast için ABD’nin kendi elçisini feda etmiş, hatta şüphe çekmemek için bilinçli olarak hedeften ayırmamış olduğunu belirtmektedirler.

Suikasti ABD’nin gerçekleştirdiğini iddia edenler büyük bir çoğunlukta iken bunların arasında bu suikastte İsrail’in istihbarat teşkilatı MOSSAD’ın da yer aldığını iddia edenler bulunmaktadır.

Kaynak: Mepa News