Zina Arkadaşlığından Sözde Evliliğe

Doğrusunu konuşmak gerekirse zina arkadaşlığından sonra gerçek bir evliliğe geçiş yapan bir çift yok denecek kadar azdır. Çünkü erkek ne kadar zinakar ve gayrı ahlaki bir şahsiyet olsa da evlenmek için daima namuslu temiz bir kadını tercih eder. Dolayısıyla erkek hovardalık yaptığı, zina yaptığı kadınla kolay kolay evlenmez. Bu durum kadınlar için de geçerlidir. Yani kadın da ne kadar ahlaksız ve kötü yolların kadını olsa da evleneceği zaman namuslu, güvenilir bir erkeği tercih edecektir. Çünkü fıtrat bunu gerektirir, insan temiz olanı tercih eder. Dolayısıyla haramla başlayan bir işin sonu kolay kolay hayırla bitmez. Büyüklerin de dediği gibi “Haramın binası olmaz, olsa da tez yıkılır.”

Allah Teâlâ ister evli ister bekâr olsun, evlilik dışı cinsel ilişkilere asla yaklaşılmamasını emrediyor. Toplumu zinaya yaklaştıracak her türlü ortam ve şartlar kaldırılarak zinaya götüren bütün yollar kapatılmalıdır. Bunun için de gerek eğitim, gerekse caydırıcı cezalar vererek gayri meşru ilişkiler önlenmelidir. Zinaya giden yollar kolaylaştırılıp evlilikler zorlaştırılırsa toplumda içten içe çürüyecek aile kurumu, zaman içinde yozlaşarak yok olacaktır. Bu da bir toplumun çözülüp dağılmasına sebep olacaktır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ve zinaya yaklaşmayın. Çünkü zina, çok çirkin bir davranıştır, çirkin bir yoldur!” (İsra Suresi: 32)

“Onlar ki, Allah ile birlikte başka bir tanrıya kulluk etmezler. Haklı bir gerekçeye dayanmadıkça Allah’ın kutsal ve dokunulmaz kıldığı bir cana kıymazlar ve asla evlilik dışı ilişkilere yönelmezler. Her kim bunları yaparsa günahını çekecektir!” (Furkan Suresi: 68)

Ebu Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi: Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:
-“İnsanları cennete en fazla götürecek şey nedir?” diye soruldu:
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Allah’a saygı (takva) ve güzel ahlâktır.” buyurdu.

“İnsanları cehenneme en fazla götürecek şey nedir?” diye sorulunca da:
“Ağız ve cinsel organdır.” buyurdu. (Tirmizî, İbni Mâce)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:

“Bir milletin içinde zina ve fuhuş ortaya çıkıp nihayet o millet bu suçu aleni olarak işlemeye başladığında mutlaka içlerinde veba hastalığı ve kendilerinden önce gelip-geçmiş milletlerde görülmemiş başka hastalıklar yayılır.” (İbn-i Mâce, Hâkim)

İbn-i Abbâs radıyallahu anh’dan gelen bir rivayette şöyle buyruluyor:
“…Bir toplumda zina yaygınlaşırsa aralarında ölümler artar…” (Muvatta, İbn-i Mâce)

Dünyada bu kadar zararı olan zina, ahirette de kişiyi rezil-rüsva eder ve acı bir azaba maruz bırakır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurur:
“… Bu gece rüyamd
a iki kişi (Cebrail ile Mikail) gelerek beni kaldırdılar ve ‘Haydi gidiyoruz’ dediler. Ben de onlarla beraber gittim… Fırın gibi bir yapıya vardık. Orada ne söylenildiği anlaşılamayan çığlıklar ve feryatlar birbirine karışıyordu. İçerde bir sürü çıplak erkek ve kadın bulunduğunu anladık. Altlarından alevler yükseldikçe çığlık atıyor, feryâd u figân ediyorlardı. Meleklere bunların kim olduğunu sordum:
‘–Zina eden erkek ve kadınlar.’ dediler.” (Buhari, Tirmizî)

Her hususta temiz ve sağlıklı bir toplum oluşturabilmek için şeriatın bütün hükümleri her alanda tatbik edilmesi gerekir. Toplumları içten içe çökerten zinayı temizlemek içinde şer-i eğitimin yanında cezai müeyyidelerinde güzelce tatbik edilmesi gerekir. Bu bağlamda kendi arzusuyla evlilik dışı cinsel ilişkiye giren şahıs suçu ispatlandıktan sonra bekâr ise yüzer değnek vurularak bir yıl hapis ve sürgün cezası ile cezalandırılır. Zina suçunu işleyenler evli ise bunun cezası ise sahih hadislerde belirtildiği gibi recim edilerek öldürülmesidir. Hüküm ve hikmet sahibi Yüce Allah’ın belirlediği bu cezalar caydırıcı, ıslah edici ve aynı zamanda adil cezalardır.
Çünkü bu ceza fuhşun ve zinanın yaygınlaştığı sadakat, dürüstlük ve fedakârlık gibi İslâmî değerlerin silinip yok olduğu ve ailelerin parçalanarak başıboş nesillerin yetiştiği bir toplumu dünyada ve ahirette bekleyen akıbetten çok daha hafiftir. Bunun için zinayı engelleyecek cezaları uygulamaktan çekinmeyin. Bu cezaların toplum üzerinde etkili ve caydırıcı olması için cezanın kapalı kapılar ardında değil insanların huzurunda infaz edilmesi gerekir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Zina eden kadın ve erkeğin her birine yüzer değnek vurun! (Bu ceza bekârlar için geçerlidir. Evli olanların cezası ise peygamberin uygulamasında görüldüğü üzere recmedilmeleridir.) Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız onlara duyduğunuz merhamet duygusu sizi Allah’ın hükmünü uygulamaktan alıkoymasın! İnananlardan bir topluluk da suçluların cezalandırılmasına şâhitlik etsin.” (Nur Suresi: 2)

Şeri hükümlerin tatbik edilmediği zinakârların kol gezdiği toplumlarda zinayı yaşam tarzı hâline getirenlere gelince Müminler böyle kişilere karşı sert ve mesafeli oldukları gibi onlarla evlenmekten de şiddetle sakınmaları gerekir. Zinayı hayat tarzı hâline getiren insanlarla evlenmek müminlere yakışmayacağı gibi bu tür bir evlilik yasaklanmıştır. Tıpkı bir Müslümanın putperest veya müşrik biriyle evlenmesinin yasaklanması gibi.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Zina eden bir erkek, ancak zinacı yahut puta tapan bir kadınla evlenebilir. Zina eden bir kadın da, yine ancak zinacı yahut puta tapan bir erkekle evlenebilir. Bu müminlere yasaklanmıştır.” (Nur Suresi: 3)

Dolayısıyla haramla ve zinayla başlayan ilişkiler hüsran ile bitmeye mahkûmdur. Evlendikten sonra hayatın gerçek yüzü ve sorumluluklar başlayınca flört (zina) esnasındaki yapmacık davranışlar, sahte kişilikler ve cici haller kaybolup bazı tutum ve davranışlara müdahaleler başlayınca işler sarpa sarmaya başlar. Bu dönemde her türlü zevki, sefayı ve özgürlüğü sonuna kadar yaşayan çiftler evliliğin sınırlı ve sorumlu yapısını tadınca öncelikle sarsılmaya, sonra günden güne azalan sevgileri, huzursuzluklar ve nihayetinde biten evlilikler.
Diğer taraftan birbirleriyle flört etmeden evlenen çiftler ise gerçek kişilikleri ve olgun davranışlarıyla hayatı gerçeğiyle ve tadında yaşamaya başlıyorlar. Bu kişilerin sevgileri günden güne artmaya başlıyor. Flört yapılmadan yapılan evliliklerin daha sağlam ve daha kalıcı olduğu buna mukabil flörtle başlayan evliliklerin ise büyük oranda boşanmayla sonuçlandığını artık herkes biliyor.
Evlilikler de gözümüzün gördüğünden ziyade tecrübeli ve iki tarafı da iyi tanıyan büyüklerin görüş ve önerilerine dikkate alınması önem arz ediyor. Bu yüzden evleneceğimiz kişinin karşısına olduğumuz gibi çıkmalıyız. Bizim bütün artı/eksi yönlerimizi bilmeli, takıntılarımızı, varsa kalıcı sağlık sorunlarımızı… Yalansız ve dolambaçsız bir netlikle konuşmalı ve anlatmalıyız. Sizin için “Olmazsa olmazları” sormalısınız, lüzumsuz teferruatları değil. Onun size verdiği cevapları siz de onun iş yerinden, akrabalarından, mahallesinden ve komşusundan teyit etmelisiniz. Etrafın söyledikleri daha belirleyicidir. Size uygun ve doğru eşi bulduğunuzda ise geciktirmeden evlenmelisiniz. Çünkü acele edilmesi gereken şeylerden biri de evliliktir.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“O ki, sizi bir tek candan yarattı ve yanında huzur bulsun diye ondan eşini yarattı.

Böylece eşini sarıp kucaklayınca kadın hafif küçücük bir yük yüklenir ve onu taşımaya başlar. Nihâyet iyice ağırlaşınca ikisi de Rabblerine el açıp “Eğer bize sağlıklı bir çocuk lütfedersen kesinlikle şükreden kullar olacağız!” diye yalvarırlar.” (Araf Suresi: 189)

Allah gayet veciz bir şekilde evlilik konusuna açıklık getirmiş. Bu ihtiyacınızı (evlilik) karşılamadan iç huzurunuzu sağlayamaz, sükûnete eremezsiniz. O, sizin fıtratınıza ve mayanıza yani gen haritanıza bu isteği yani bu arzuyu kodladı. Buna ruhunuzun da ihtiyacı var, bedeninizin de. Hiçbir iş, ev, araba, mücevher ya da kariyer bu boşluğu dolduramaz. Bu ihtiyacı karşılamanın en doğal ve doğru yolu da evliliktir. Evliliği geciktirmek insanın doğasındaki en temel ihtiyaçlardan birini yok saymak, iç huzurunuza karşı savaş açmaktır.
Bununla beraber işlediği günahlardan ve yaşadığı hayattan pişmanlık duyarak gerçek ve samimi bir tövbe ile erdemli bir hayata dönüş yapanlar için tövbe kapısı elbette açıktır. Allah onları elbette bağışlayacaktır. Çünkü “Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ancak, işlediği günahın ardından tövbe edip kendilerini düzeltenler bunun dışındadır. Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” (Al-i İmran Suresi: 89)

“Ancak tövbe edenler ve düzeltenler Allah’a yürekten boyun eğerek Kur’an’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini şirk ve küfre bulaştırmadan katıksız Allah için yaşayanlar hariç. Çünkü bunlar inananlarla beraberdirler ve Allah, inananlara büyük bir ödül bahşedecektir!” (Nisa Suresi: 146)

“Ama kim de yaptığı haksızlıktan sonra tövbe eder de kendisini düzeltirse elbette Allah onun tövbesini kabul edecektir. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.” (Maide Suresi: 39)

“İşlediği kötülüklerin ardından tövbe edip iman edenlere gelince elbette Rabbin çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.”(Araf Suresi: 153)

Allah’ın emirlerini hiçe sayarak ahlaksızlığı güzel göstermeye çalışanlar zina, fuhuş, cinsel sapıklık ve çıplaklık gibi çirkin ve haram şeylerin yaygınlaşması için çalışan ifsad ehlidir. Toplumları inanç ve ahlak olarak bozmaya çalışan bu sapkınların bir başka ifsadı ise şudur:

Müsennif VELİOĞLU