Suriye: Yükseliş ve çöküş arasında Ceyş el İslam

Suriye'nin önde gelen muhalif grupları arasında anılan Ceyş el İslam, savaş süreci boyunca ciddi bir yükseliş ve düşüş grafiği sergiledi.

Suriye'nin önde gelen muhalif grupları arasında anılan Ceyş el İslam, savaş süreci boyunca ciddi bir yükseliş ve düşüş grafiği sergiledi.

Başkent Şam'daki Doğu Guta'nın en önemli muhalif grubu olan Ceyş el İslam, Guta'nın rejim eline geçmesinin ardından eski gücünü kaybetti.

Suriyeli gazeteci Urve Halife, Al Jumhuriya için kaleme aldığı Ceyş el İslam'ın yaşadığı süreçleri değerlendirdi.

Analiz, Mepa News okurları için Türkçeleştirildi.

*

2018 yılı Nisan ayının 10’unda Gutalı mültecilerin otobüsleri Halep kırsalındaki El Bab yakınlarında Ebu’z Zenedîn geçidine ulaştığında, geçidin girişinde bekleyen ve Ceyş el İslam bayraklı iki ağır silahlı pikap mültecileri çok şaşırttı. Sonrasında anlaşıldı ki Ceyş el İslam bu iki aracı başka bir gruptan bir haftalığına ödünç almış ve geçidin girişinde bekleyerek mültecilere bir mesaj vermek istemişti: "Biz burada da varız."

O sene rejimin Doğu Guta’nın tamamını işgal etmesi ve binlerce sakininin göç ettirilmesinden sonra, Ceyş el İslam komutanlarının ve üyelerinin büyük bir kısmının kuzeye, özellikle Kuzey Halep kırsalındaki "Fırat Kalkanı Bölgesi" olarak isimlendirilen bölgeye doğru gitti.

Örgüt, Nusret Cephesi ile aralarındaki kanlı çatışmalar sebebiyle İdlib’e değil, bu bölgeye taşınmıştı. Zira Ceyş el İslam’dan geriye kalan liderler, eski düşmanlarının kontrolü altında bulunan bölgeye intikal etmelerinin varlıklarına karşı bir tehdit oluşturacağı kanaatindeydi, ancak durumun bundan fazlası olduğu anlaşıldı.

Ceyş el İslam'ın geçmişi

Ceyş el İslam'ın kuruluşu 2011 yılı Eylül ayına, yani Suriye Devrimi’nin başlangıcından 6 ay sonraya, gösterilerin de henüz barışçıl çerçevede devam ettiği günlere uzanıyor.

O sıralarda Duma’da İslam Seriyyeleri adıyla bilinen, Selefilerden meydana gelen bir askeri grup kuruldu ve ilk üyeleri de çoğunlukla ilmi/davetçi Selefi akıma mensup kişiler ile, gençlerinin bu akıma tabi olduğu bilinen Dumalı aileler oldu. Bu grubun üyelerini bir araya getiren arka planın benzeri, Ceyş el İslam’ın sağlam bir yapı oluşturmasında da görülebilir. Ancak bu iki yapı arasında herhangi bir fikri farklılık görülmezken, hükmetme ve nüfuz konusundaki farklılık oldukça açıktı.

Bu grubun başında Sednaya Hapishanesi’nden iki aya yakın zaman önce çıkmış Zehran Alluş, ayrıca örgütün şimdiki lideri İsam Buveydani, Duma’dan çıkarken örgütü bırakıp Türkiye’ye yerleşecek olan Enes Kenakiri ve örgütün ikinci ismi olan (belki de birinci, tam olarak bilemiyoruz) Samir Ka'ka gibi isimler bulunuyordu. Bunun yanında Dilvan ve el-Ecve ailelerinden isimler de bu gruba katıldı. Örgütün çekirdeği, (Suudi alimlerden öğrenilen) ilmî Selefîliği cihat mefhumu altındaki örgütsel düşünceyle birleştiriyor ve Duma’nın büyük ve meşhur aileleri ile bağlıyordu. Tüm bunlar, örgütün yapısını ve varlığını bunca sene koruyan sağlam bir hal almasına yardımcı oldu.

Gelişim süreci

2012 yılı boyunca ve 2013 yılı başına kadar, bu grup Liva el İslam’a dönüştüğü halde, Duma’daki en büyük askeri güç değildi. Onun yerine, Duma’nın rejim güçlerinden özgürleştirilmesine liderlik eden Ebu Subhi Taha komutanlığındaki "Duma Şehitleri" grubu bulunuyordu ve özellikle şehirdeki aile ilişkilerine dayanan bu grup o sıralarda Duma’nın en büyük grubu kabul ediliyordu. Ancak bu durum, Guta ve Duma’yı idarede başlıca rakibi olan Ceyş el İslam’ın ortaya çıkmasıyla birlikte son buldu.

Liva el İslam ismini ilk defa 2013 yılının mart ayında örgüt adına Guta’da dağıtılan broşürler vasıtasıyla öğrendim. Broşürlerde elfâz-ı küfür (küfre düşürün sözler) söylemek yasaklanıyor, İslam fıkhı cezaları açıklanıyordu.

2013, Ceyş el İslam’ın gelişiminde bir önemli bir yıldı. Öyle ki Suriye’deki çatışmaları, Lübnan Hizbullahı milislerinin ardından İran’dan Şii milisler getirilmesi ve ulusal yapının çöküşü izlemişti. Ve bu da en başından beri iki taife arasındaki çatışmada Ehli Sünnet'i temsil ettiğini, bu çatışmanın Suriye’deki esas sorun olduğunu söyleyen, üstelik Zehran Alluş’un dilinden “demokrasinin ayağının altında olduğunu” duyuran Ceyş el İslam için oldukça uygun bir fırsat olmuştu. 2013 yılı Ceyş el İslam’ın gelişmesi ve genişlemesi, sonrasında ise hakimiyetini tesis etmesi bakımında gerçekten önemli bir yıldı. Ve aynı yıl 29 Eylül’de Liva el İslam, kendisini Ceyş el İslam olarak isimlendirecekti.

Guta'da yönetim tekeli

Örgüt, rakiplerini saf dışı etmek için başlıca iki yol izledi: İlki, suikastler, alıkoymalar, tutuklamalar ve ölüm tehditlerinden oluşan güvenlik operasyonlarıydı. İkincisi ise Guta ve Duma’nın hakimiyeti konusunda kendisine rakip olan grupları tasfiye etmek amacıyla askerî operasyonlar gerçekleştirmekti. Guta’daki siyasi ve sivil aktivistler de güvenlik operasyonları için ana hedefti ve bu operasyonlardan pek çoğunun açıklanmamış olması sebebiyle hepsini saymak mümkün değil. Yine de Raezan Zeytûne, Semîra el-Halîl, Vâil Hamâde ve Nâzım Hamâdî’nin Duma’daki Hak İhlallerini Raporlama Merkezi’nin ofisinden kaçırılmaları sayılabilir. Ceyş el İslam’ın karıştığı bu operasyonlardan en açığını ise delillerin çokluğu sebebiyle burada saymak mümkün değil, ancak yeterli açıklama Yasin el-Hacc Salih’in yazdığı “Semîra, Rezzân, Vâil ve Nâzım’ın Ortadan Kaybolması Hakkında Ceyş el İslam'a bağlı ‘Hukuk Ofisi’nin Raporları” başlıklı detaylı okunabilir.

Guta’daki barışçıl siyasi ve sivil faaliyet Ceyş el İslam’ın açıkça hedefindeydi ve kaçırılan dört kişinin ortadan kaybolması da Duma ve Guta’daki bu faaliyete büyük bir darbe vurmuş oldu. Bir kısmı daha sonra açıklanan ve örgütün emniyet güçlerince gerçekleştirilen suikast ve kaçırma operasyonları aktivistler arasında korkuya ve büyük bir kısmının tutumundan vazgeçmesine sebep oldu.

jaysh-al-islam-56f1258eba0a4.jpg

Bununla birlikte örgüt, Guta ve Duma’daki hakimiyeti sırasında bölgedeki Özgür Suriye Ordusu gruplarından bazılarını ortadan kaldırdı. Bu grupların başında Duma Şehitleri grubu ve Duma ile Harasta civarındaki yerel grupların ittifakından oluşan Ceyş el Umma geliyordu. Ceyş el Umma'ya uygulanan tutum, bu grubun yerel rekabetinden kurtulmak için gerekliydi. Ceyş el İslam'ın otorite arzusu, 2015 yılı zarfında Ceyş el Umma'nın ve Duma Şehitleri grubunun ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanan savaşlara sebep oldu. Bunun yanı sıra, idamı bir koyun çiftliğinde alenen infaz edilen Ceyş el Umma'nın yardımcı komutanı Ebu Ali Habiyye’nin ölümüne ve (2018’e doğru Guta’nın düşmesinin hemen öncesinde serbest bırakılana kadar Ceyş el İslam elinde tutuklu bulunan) Ceyş el Umma'nın komutanı Ebu Subhi Taha’nın da tutuklanmasına yol açtı.

Guta'daki ihtilaflar ve Alluş suikastı

Bu süreç Ceyş el İslam’ın Duma’daki hakimiyetini kuvvetlendirmesine yaradıysa da Guta’dan başka bölgelerde, özellikle de Harasta’daki gruplarla örgütün arasına derin ve çözülememiş bir ihtilafın tohumunu ekmiş oldu. Aynı zamanda örgütün Duma’daki hakimiyetiyle birlikte doğu ve güney yönlerinde genişlemesini sağladı. Sonrasında örgüt, Guta’nın orta kesiminde Arabeyn, Ayn Turma, Sakba, Humûriyye’yi ve başka ilçeleri içine alan bölgeye hâkim olan, Sufi İslam çizgisindeki Feylak Şam’la kanlı bir savaşın ardından Guta’lı gruplar arasına sınır hatları koydu.

Ceyş el İslam hakimiyetini bundan daha fazla genişletemedi, bu sebeple sınırları Duma ile sınırlı kaldı. İçeride ise tasfiye operasyonları başladı, zira liderliği itham eden çatlak sesler çıkıyordu. Bu ithamların başında, örgüt içindeki diğer liderlere karşı suikastın faili İsam Buveydani geliyordu. Bu liderler arasında örgütün kurucusu Zehran Alluş da vardı. Enes Kenakirî bazen ima ile çoğu zaman ise açıkça Ceyş el İslam liderlerini, Zehran Alluş suikastine arka çıkmakla itham ediyordu. Bu görüşte olanların söylediğine göre Alluş Rus hava saldırısında öldürülmüş değildi, bir toplantı esnasında tabanca ile suikaste uğramıştı ve ölümü, hava saldırısıyla gerçekleştiği şeklinde duyurulmuştu. Cesedinde bombardımana dair herhangi bir iz bulunmaması ve sağlam halde olması da buna işaret ediyordu. Aynı zamanda toplantının yapıldığı konum hava saldırısında öldürülmesi iddiasıyla uyuşmuyordu.

Guta'dan çıkış

Kuzeye göç ettikten sonraki imkanlar, Doğu Guta ve Duma’dan göç ettirilen muhacirlerin kalanına saygınlığını göstermek için örgütü iki pikap aracı kiralamaya zorlayacak kadar zayıf ve sınırlıydı. Örgütü kurtarma gayesiyle herhangi bir planda yer almaya hazır bir grup olduğunu ortaya koyarak, Türk ordusunun planına doğrudan dahil olması da buna işaret ediyordu. Örgüt, kendisine Kuzey Halep’te açılan kamplarla, sonrasında Afrin’i idare eden Türkiye destekli gruplara katılıp bazı bölgeleri de doğrudan kendisi idare ederek hayata dönmüştü. Bu durum Ceyş el İslam'ı doğrudan Ankara'ya bağlı olan, verdiği görevleri icra eden bir grup haline getirdi.

Örgüt, ihlallere Afrin ve Halep’te de devam etti, bir an dahî beklemeden Afrin’de tehcir, cinayet ve tutuklamalara girişti. Ve bu vekalet savaşı ortamı, başta sınırsız Suudî fonu alan, bugün ise liderleri Guta’da biriktirdikleri servetleriyle ve Türkiye desteğiyle yaşayan bu örgüt için oldukça uygun görünüyor.