Mesut Yılmaz kimdir?

Mesut Yılmaz kimdir?

Mesut Yılmaz Türk devlet adamı, başbakan ve muhalefet lideri olarak 1980’li yıllardan 2002 seçimlerine kadar dikkat çeken politikacı.

1983’te Anavatan Partisi'nin (ANAP) kurulmasıyla girdiği politika hayatında ANAP’ın aynı sene iktidara gelmesiyle çeşitli bakanlıklarda bulunmuş, 1991’de ANAP Kongresi’ndeki başkanlık seçimlerini kazanarak hem ANAP lideri hem başbakan olmuş, ardından önce Turgut Özal sonra da Tansu Çiller ile sert siyasi mücadelelere girmiş, 1995 seçimlerinin ardından Çiller ile kısa süren bir koalisyon da kurmuştu.

28 Şubat Süreci’nde askeriyeye "irticayla mücadele" taahhüdüyle başbakan olan Yılmaz yolsuzluk skandalı yüzünden makamını kaybetmiş, 1999 seçimlerinin ardından yer aldığı hükümetin başarısızlıkları nedeniyle 2002 seçimlerinde meclis dışı kalarak partisi liderliğinden istifa etmişti. Mesut Yılmaz 30 Ekim 2020’de hayatını kaybetti.

Dünyaya gelişi ve eğitimi

Ahmet Mesut Yılmaz 6 Kasım 1947’de İstanbul’da doğdu. Ailesi aslen Rize’nin Çayeli ilçesine bağlı Kakunç (Ermenicede “Salyangoz” anlamında) isimli, bu ismin 1913’te değiştirilmesiyle Çataldere ismini alan köyden olup Hemşinlidir.

Orta eğitimine İstanbul’daki Avusturya Lisesi’nde başlayan Mesut Yılmaz daha sonra İstanbul Erkek Lisesi’nde okudu. 1971’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye ve İktisat Bölümü’nden mezun oldu. 1972-1974’te alanında Almanya’da Köln Üniversitesi'nde yüksek lisans yaptı. 1975-1983’te özel sektörde çeşitli şirketlerde yöneticilik yaptı.

Siyasete atılması

Mayıs 1983’te Turgut Özal’ın (1927-1993) liderliğinde kurulan Anavatan Partisi’nin (ANAP) kurucuları arasında yer aldı ve genel başkan yardımcısı oldu. Kasım 1983’te 12 Eylül 1980 Darbesi’nin ardından yapılan ilk seçimlerde ANAP’tan Rize milletvekili seçildi, ANAP bu seçimlerde tek başına iktidara geldi.

Seçimlerin ardından Mesut Yılmaz, Bilgilendirmeden Sorumlu Devlet Bakanı oldu ve hükümet sözcülüğü yaptı. 1986’da Kültür ve Turizm Bakanı oldu. Aynı dönemde Başbakan ve ANAP lideri Turgut Özal ile ANAP’tan 1984 Yerel Seçimleri’nde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Bedrettin Dalan arasında yaşanan çekişmede Özal’ı olabildiğince karşısına almamaya dikkat ederek Dalan’ın yanında yer aldı.

Kasım 1987 seçimlerinde yeniden Rize milletvekili seçilen Yılmaz seçimlerin ardından bu kez Dışişleri Bakanı oldu. Kasım 1989’da Turgut Özal’ın cumhurbaşkanı olması üzerine ANAP lider ve başbakan olan Yıldırım Akbulut ile anlaşmazlık yaşayan Mesut Yılmaz bu görevinden Şubat 1990’da istifa etti ve Akbulut’a parti içi muhalefetin önde gelen ismi oldu. Mesut Yılmaz’ın 1989’da da henüz başbakanken Turgut Özal’ın dışişlerine müdahelelerinden de rahatsız olduğu bilinmekteydi.

Bu yıllarda ANAP’ta ortaya çıkan muhafazakar ve liberal kanat rekabetinde liberal kanadın lideri Yılmaz olarak görülmekteydi.

Başbakan Mesut Yılmaz

Turgut Özal cumhurbaşkanı olurken kendisi Yıldırım Akbulut’u ANAP genel başkanlığı ve dolayısıyla başbakanlık için işaret etmiş olmasına rağmen 1990 yılından itibaren Yıldırım Akbulut ile iktidar konusunda sorun yaşamakta, yerine başkasının ANAP’ın başına geçmesini istemekteydi. Turgut Özal Mesut Yılmaz’ın Akbulut’un yerini almasında kuşkulu ve çekimser olmakla birlikte buna karşı da değildi. Turgut Özal’ın aktif siyasetin içinde olan ve ANAP’ın İstanbul İl Başkanı olan eşi Semra Özal ise Mesut Yılmaz’ı açıktan desteklemekte ve eşine Yılmaz’ı desteklemesini tavsiye etmekteydi. Semra Özal’ın bu desteği Yılmaz’ın kendisini ANAP İstanbul İl Başkanlığı seçiminde desteklemesine karşılık verdiği belirtilmektedir.

Parti içi muhalefeti harekete geçiren Mesut Yılmaz, 15 Haziran 1991’de ANAP Kongresi’nde Başbakan ve ANAP lideri Yıldırım Akbulut’un karşısında aday oldu. Arkasında Semra Özal’ın açık, Turgut Özal’ın ise zımnen desteği olan Mesut Yılmaz bu kongrede Başbakan Yıldırım Akbulut’u yenerek ANAP başkanı oldu. Bu kongre, bir başbakanın kendi parti kongresinde yenildiği bir seçimin gerçekleşmesi açısından Türkiye politika tarihinde yegane örnektir.

ANAP başkanlığı seçiminde yenilen Yıldırım Akbulut başbakanlıktan da istifa etti. Cumhurbaşkanı Özal’ın hükümeti kurma görevini Mesut Yılmaz’a vermesiyle 23 Haziran 1991’de Yılmaz başbakan oldu. TBMM’de ANAP salt çoğunluğa sahip olduğundan Yılmaz’ın hükümeti kolayca güven oyu aldı.

Bu dönemde ANAP’ın iyice yıpranmış olması ve ANAP’a çok sert muhalefet yapan DYP lideri Süleyman Demirel’in sürekli erken seçim çağrısı yapmasıyla çiçeği burnunda başbakan Mesut Yılmaz seçimleri 1 yıl erkene alarak 20 Ekim 1991’de ülkeyi seçime götürdü. ANAP bu seçimlerde %24 oy alabilerek DYP’nin ardından ikinci parti oldu. Süleyman Demirel liderliğindeki DYP ile Erdal İnönü liderliğindeki SHP, Demirel başbakanlığında hükümet kurarken Mesut Yılmaz ana muhalefet lideri oldu.

Mesut Yılmaz muhalefette: Özal ile kavga

İlk kez muhalefete geçen Mesut Yılmaz, asıl büyük iktidar yarışını başbakan Demirel ve hükümeti ile değil cumhurbaşkanı ve eski genel başkanı Turgut Özal ile yaşadı, hatta DYP-SHP Koalisyon Hükümeti’ne muhalefeti çok yumuşak ve yetersiz bulundu.

Haziran 1991’de Yılmaz’a destek veren Turgut Özal, ANAP’ta kendisine yakın isimleri tasfiye ettiği ve parti ile ilgili hiçbir kanaatine itibar etmediği gerekçeleriyle Mesut Yılmaz ile Yıldırım Akbulut ile yaşadığı gerginliğin daha ötesinde bir gerginliği seçim sürecinde yaşadı. Seçimden sonra Yılmaz’ın Semra Özal’ın liderlik ettiği ANAP İstanbul İl Teşkilatı’nda Özal ailesine sormaksızın yaptığı değişimler üzerine daha önce Yılmaz’ın en açık destekçisi olan Semra Özal da Yılmaz’a tavır aldı ve İstanbul İl Başkanlığı’ndan istifa etti. Bu olaydan sonra Turgut Özal Mesut Yılmaz’a karşı olduğunu kamuoyundan saklamadı.

1992’de Özal Ailesi’nin desteklediği, ağırlıklı olarak ANAP’ın muhafazakar kanadından Mehmet Keçeciler, Yıldırım Akbulut, Hüsnü Doğan, Turgut Özal’ı kardeşi Yusuf Bozkurt Özal gibi milletvekilleri parti içi muhalefeti harekete geçirerek Mesut Yılmaz’dan ısrarla parti kongresine gitmesini talep ettiler. Türkiye’de önemli olayların yaşandığı 1992 yılı boyunca ANAP’ta süren iç gerginlik ANAP’ı büyük ölçüde ana muhalefet vazifesinden alıkoydu. Bu sebeple fiili ana muhalefeti ANAP’tan çok daha az sayıda milletvekili olan Necmeddin Erbakan liderliğindeki Refah Partisi (RP) yaptı. Bu da iktidar yıprandıkça seçmenin ANAP’a değil RP’ye kaymasına neden olacaktı.

Özal’ın desteklediği muhaliflerin kongre talebini ön hazırlıklarının ardından kabul eden Mesut Yılmaz 29-30 Kasım 1992’de ANAP’ı kongreye götürdü ama yaptığı ön kural değişiklikleriyle Özalların desteklediği Mehmet Keçeciler’in aday olamamasını sağladı. Keçeciler dahil 16 milletvekili kongreyi terk edip ANAP’tan istifa ederken kongrede Yılmaz yeniden başkan seçildi. Yılmaz kongrede yaptığı konuşmada hükümete muhalefet etmemesinden kendisini oyalamalarını sebep göstererek Özal ve parti içi muhalefeti sorumlu tuttu.

Mehmet Ali Birand’ın ‘Özallı Yıllar’ Belgeselinin 10. bölümünde, Turgut Özal’ın 17 Ağustos 1992’de Mesut Yılmaz aleyhine konuşmasına yer veriliyor

32. Günde Mehmet Ali Birand’ın kongre öncesinde Özal-Yılmaz anlaşmazlığını işlediği ve Yılmaz’ı konuk ettiği program

İstifa eden milletvekillerinin cumhurbaşkanlığında hem Demirel hem de Yılmaz tarafından sıkıştırılıp iyice bunalan Özal’ın cumhurbaşkanlığından istifa edip başlarına geçerek yeni bir parti kuracağının konuşulduğu bir sırada Özal Nisan 1993’te aniden hayatını kaybetti. Bu gelişme başbakan Demirel’e cumhurbaşkanlığı yolu açarken Mesut Yılmaz’ın da ANAP liderliğindeki yerini sağlamlaştırdı. İstifa eden bazı ANAP’lılar Özal’ın ölümünün ardından ANAP’a döndü.

Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller mücadelesi

Turgut Özal’ın kendisine muhalefetinden kurtulan Mesut Yılmaz, Demirel’in cumhurbaşkanı olmasının ardından Demirel’in arzusu hilafına Haziran 1993’te DYP Kongresi’ndeki başkanlık seçimini kazanan ve dolayısıyla başbakan olan Tansu Çiller’i Demirel’e göre kendisine daha kolay bir rakip görerek Demirel’e göstermediği sertlikte bir muhalefeti Çiller’e yaptıysa da yine de Refah Partisi kadar etkili muhalefet yapmamakla kendi partisi tarafından bile eleştirilmeye devam etti.

Ülkenin ekonomik krizde ve ANAP’ın ana muhalefette olduğu dönemde gerçekleşen 27 Mart 1994 Yerel Seçimleri’nde ANAP %21 oy alabildi, büyükşehirlerden sadece Bursa, Mersin ve Adana’yı kazanabildi. Seçimin yıldızı şüphesiz İstanbul ve Ankara’yı kazanan Refah Partisi’ydi. Bu sonuçlar ANAP içerisinde Mesut Yılmaz’a olan muhalefeti artırdı.

1995 yılında Mesut Yılmaz ANAP’ı güçlendirebilmek için geçmişte Özal’ın yanında yer alanları, ANAP’ın 1992’de ayrılan muhafazakar kanadını yeniden partiye çağırdı ve birlik mesajı verdi. 1995’in ikinci yarısında 24 Aralık 1995’ye yeniden erken seçime gidilmesi kararı alınması üzerine bu çağrılanlardan önemli isimler Özalcı ve muhafazakar seçmeni çekebilmesi için seçilebilecek yerlerden aday gösterildi.

Seçime gidilirken Muhsin Yazıcıoğlu liderliğindeki Büyük Birlik Partisi (BBP), RP’ye seçime RP çatısı altında girecekleri bir ittifak formülü götürmüş ama red cevabı almıştı. İskenderpaşa Cemaati lideri Mahmud Esad Coşan’ın Mesut Yılmaz ile görüşüp aracı olmasıyla ANAP, BBP ile ittifak kurmayı kabul etti. BBP’liler ANAP’tan milletvekili adayı oldular. 24 Aralık 1995 Seçimleri’nde mecliste ANAP’ın kazandığı 132 sandalyenin 8’i aslında BBP’ye aitti. Muhsin Yazıcıoğlu dahil 8 milletvekili seçimin ardından BBP’ye dönecekti.

Mesut Yılmaz, 28 Şubat sürecinde meclis aritmetiğini aleyhine işletmesi nedeniyle aralarında Turgut Özal’ın kardeşi Korkut Özal’ın da bulunduğu eski ANAP’lı muhafazakarları ve BBP’yi meclise taşıdığına çok pişman olacak, 28 Şubat sürecinde bu isimleri meclise taşıdığı için 28 Şubatı destekleyen medya tarafından da eleştirilecekti.

Erbakansız hükümet formülleri

24 Aralık 1995 seçimlerinde ANAP %19,6 oy alarak 132 milletvekili çıkarabilmişti ki bu oyun içerisinde BBP’nin de oyu vardı. Sonuç, Mesut Yılmaz açısından başarısızlık olarak görüldü.

%21,4 oy ve 158 milletvekiliyle birinci parti gelen RP’nin hükümeti kurmaması ve Erbakan’ın başbakan olmaması için bazı medya çevreleri ve TÜSİAD aleni bir kampanya başlatmıştı. Çözüm olarak ANAP ile seçimlerde %19,2 oyla 135 milletvekili çıkaran Çiller liderliğindeki DYP’nin koalisyonu görülüyordu ama bu iki parti mecliste çoğunluğu elde edemiyordu. Buna çözüm DSP lideri Ecevit’ten geldi. Ecevit, RP iktidarına engel olmak için bu hükümete iktidara katılmaksızın güvenoyuyla dışarıdan destek verebileceğini belirtti.

Fakat 1993’ten itibaren Yılmaz ve Çiller birbirleri hakkında oldukça ağır konuştuklarından koalisyon kurmaya yönelik sıcak bir açıklamadan kaçındılar. Çiller ve DYP’nin RP’ye ANAP’tan çok daha uzak görüldüğü o günlerde Çiller yeni hükümeti kurmada RP ve ANAP’ın anlaşacağını tahmin ettiğini belirtmiş ve küçümseyici bir tarzda iki partinin birbirine benzediğini eklemişti.

24 Aralık 1995 seçimlerinin ardından canlı yayında bir Çiller-Yılmaz atışması

RP seçimlerde ilk sırada gelen parti olduğundan lideri Erbakan’a Demirel hükümeti kurma görevini vermişti. Ocak ve Şubat 1996’da RP ve ANAP’ın koalisyon kurma görüşmeleriyle geçti. Mesut Yılmaz’ın daha sonraları ifade ettiğine göre RP ve ANAP dönüşümlü başbakanlık sistemiyle koalisyonda anlaşmıştı, ilk başbakan Erbakan olacaktı.

Fakat Kemal Sunal’dan ünlü iş adamlarına, Yılmaz’ın eşi Berna Yılmaz’ın arkadaşlarına pek çok isim Yılmaz’a ulaşarak “irticacı” Erbakan ile koalisyon kurmamasını tavsiye etmişti. Fakat en etkili “tavsiye” dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’dan geldi ve Mesut Yılmaz Erbakan’a ret cevabı verdi.

Nihayet askeriye ve medyanın zorlamasıyla Mart 1996’da zoraki bir ANAYOL (ANAP-DYP) Hükümeti kuruldu. Dönüşümlü başbakanlık modeli bu koalisyon için de devreye sokuldu, en son Çiller başbakan olduğundan Yılmaz önce 2 yıl başbakan olacak, sonra Çiller 2 yıl başbakan olacaktı.

Yılmaz-Çiller koalisyonu dağılıyor

Ortak hükümet kurmaları da Yılmaz-Çiller ikilisinin arasındaki buzları yeterince eritmemişti. Çiçeği burnundaki hükümetin ilk imtihanı Refah Partisi’nin bir girişimiyle oldu. Refah Partisi, Çiller’in başbakanlığı dönemindeki TOFAŞ ve TEDAŞ’taki yolsuzluk iddialarını meclise taşıdı, Çiller’in Yüce Divan’da yargılanması için meclise önerge verdi. Yılmaz’ın koalisyon uğruna önerge aleyhine oy kullanmayacaklarını açıklamasıyla Çiller’den böyle bir koalisyonun yürüyemeyeceği açıklaması geldi ve yalnızca 2,5 ay sonra Mayıs 1996’da ANAYOL Hükümeti dağıldı.

Erbakansız hükümet senaryosunun olmazsa olmazı ANAP-DYP birliği projesi parçalandığından Erbakan’a hükümet yolu açılmıştı. Fakat bu kez beklenilmeyen bir gelişme oldu ve Erbakan’a Yılmaz’dan çok daha uzak görülen Çiller, RP’nin TOFAŞ ve TEDAŞ yolsuzluk iddiaları konusunu kapatması, meclise taşınırsa aleyhte oy kullanacakları taahhüdüyle Erbakan ile koalisyonda anlaştı. İkilinin anlaştığı yol haritasına göre REFAHYOL (RP-DYP) Hükümeti’nde önce Erbakan 2 yıl başbakanlık yapacak, sonra Çiller 2 yıl başbakanlık yapacaktı.

Mesut Yılmaz ve 28 Şubat

Temmuz 1996’da REFAHYOL’un güvenoyu almasıyla Mesut Yılmaz yeniden ana muhalefet lideri oldu.Fakat Ekim 1996’dan itibaren başlayan askeriye ve medyanın hükümete yoğun saldırısıyla Mesut Yılmaz’ın yaptığı muhalefet gölgelendi.

28 Şubat 1997’de gerçekleştirilen ünlü MGK toplantısıyla “İrticayla mücadele” kapsamında hükümete muhalefeti “Postmodern darbe”yla askeriyenin kendi emrine alması Mesut Yılmaz’ın muhalefet liderliğinin anlamını sorgulatır oldu. Bu dönemde ANAP’ın meclise taşıdığı BBP, hatta ANAP’ın muhafazakar kanadı hükümetle birlikte hareket etmeye başladılar.

Askeriyenin açıktan darbe tehdidiyle 28 Şubat kararlarının uygulanmasını dayattığı, medyanın hükümete ve dindarlara yoğun saldırıya geçtiği çok gergin bir dönem başlamış, dış basında laiklik ve dindarlık üzerinden kanlı bir iç savaşın sürmekte olduğu Cezayir’e atıfla “Türkiye Cezayir mi olacak?” haberleri işlenmeye başlamıştı.

DYP milletvekillerine vaat ve tehdit yoluyla partilerinden istifa baskısı yapılan bu dönemde DYP istifalarla mecliste erimeye başladı. DYP’den ayrılan milletvekillerinin çoğu yine DYP’den istifa eden bir isim olan Hüsameddin Cindoruk liderliğindeki Demokrat Türkiye Partisi’nde (DTP) toplanmaya başlayıp hükümete muhalefete geçti.

DYP’nin erimesi REFAHYOL Hükümeti’ne meclis salt çoğunluğunu kaybettirmek üzere olduğundan Çiller Erbakan’a başbakanlığı kendisine bıraktığı takdirde ortamın yumuşayacağını ve DYP’deki kan kaybının duracağını iddia ederek yeni bir DYP-RP Hükümeti kurma teklifi götürdü. Erbakan bu teklifi kabul ederek Haziran 1997’de başbakanlıktan istifa etti, Erbakan ve Çiller cumhurbaşkanı Demirel’den hükümeti kurma görevini Çiller’e vermesini talep etti.

Fakat ara dönemde DYP’den istifalar hızlandı ve RP, DYP, BBP’nin toplamı mecliste salt çoğunluğu kaybetti. Hükümeti kurma görevi vermede bu partilerin çoğunluğu kaybetmelerini bekleyen cumhurbaşkanı Demirel ay sonunda hükümeti kurma görevini Mesut Yılmaz’a verdi.

Mesut Yılmaz yeniden başbakan

Mesut Yılmaz liderliğindeki ANAP, Bülent Ecevit liderliğindeki DSP ve Hüsameddin Cindoruk liderliğindeki DTP Mesut Yılmaz başbakanlığında ANASOL-D Hükümeti’ni kurdular, Deniz Baykal liderliğindeki CHP de hükümete “İrticayla mücadele” uğruna dışarıdan destek verdi. Mesut Yılmaz başbakanlığa kamuoyundan saklanmayacak şekilde askeriyeye “İrticayla mücadele” ve “28 Şubat kararlarını uygulama” taahhüdü vererek geçti. Bu, Mesut Yılmaz’ın üçüncü ve son başbakanlığıydı. Hükümet ilk iş olarak imam-hatiplerin orta kısmını kapatacak 8 yıllık kesintisiz eğitimi kabul etti ve başörtü yasaklarını artırma yoluna gitti. Bu yapılanlar ANAP’ın Özal’dan kalan son muhafazakar vekillerini ve tabanını partiden uzaklaştırırken Yılmaz siyasi hayatını bitirme uğruna 28 Şubat kararlarını uygulayacağını açıkça söyledi.

Askeriye ile Yılmaz’ın gerginliği (Mart 1998)

Mesut Yılmaz’ın “İrticayla Mücadele”, “28 Şubat kararlarını uygulama” çabaları askeriye tarafından yeterli görülmüyor, daha radikal düzenlemeler yapılması, örneğin başörtüsünün sokakta da cezası hapis olacak şekilde yasaklanması, “ihtiyaç fazlası” camilerin, tüm Kur’an kurslarının kapatılması bekleniyordu.

Mehmet Ali Birand’ın 28 Şubat Belgeseli’nin 9. bölümünde, Karadayı liderliğindeki 28 Şubatçı generallerin yeni hükümetle ilişkileri işlenmekte, Mesut Yılmaz Karadayı ile görüşmesini anlatmaktadır

Mart 1998’de Genelkurmay Başkanlığı kamuoyuna hükümetin irticayla mücadelesini yetersiz bulduğunu belirten bir bildiri yayınladı, medya bu bildiriyi hükümete muhtıra olarak geçti. Mesut Yılmaz daha sonraları karşı bir açıklama yapmaktan ortamın gerginliği nedeniyle çekindiğini, ortağı Ecevit’in de kendisine yaşananı görmemezlikten gelmesini telkin ettiğini .

Mesut Yılmaz’ın Başbakanlığı sona eriyor (Kasım 1998)

28 Şubat Süreci’nin ve askeriyenin müdaheleleri ile geçen 1998’in son aylarına gelindiğinde “28 Şubat Hükümeti”, “Onbaşı Demirel Hükümeti” olarak da isimlendirilen ANASOL-D Hükümeti yolsuzluk skandallarıyla da kısa sürede iyice yıpranmıştı.

Türkbank ihalesi yolsuzluk skandalının ardından CHP, hükümete dışarıdan verdiği desteği sona erdirdiğini açıkladı ve hükümet hakkında gensoru verdi, mecliste güven oylamasına gidildi. 25 Kasım 1998’de yapılan oylamada azınlık hükümeti olduğundan ANASOL-D Hükümeti düştü.

Meclisin karmaşık aritmetiği içerisinde ardından hükümet bir türlü kurulamadı. Nihayet ANAP, DTP, DSP ve CHP, Ecevit başbakanlığında bir azınlık hükümetinin ülkeyi seçime götürmesine razı oldular ve Ocak 1999’da Ecevit başbakan oldu.

18 Nisan 1999 seçimleri ve ANAP’ta erime

18 Nisan 1999’da yerel seçimlerle birlikte yapılan genel seçimlerde ANAP’ın oyu %13’e, milletvekili sayısı 86’ya düştü.

Turgut Özal liderliğinde 1983’te %45,1 1987’de %36,3 oy alan ANAP, Mesut Yılmaz liderliğinde oyunu 1991’de %24,1’e 1995’te %19,6’ya 1999’da ise %13’e düşürmüştü.

1991’de Demirel liderliğinde %27,1 oy alan DYP’nin oyu da Çiller liderliğinde 1995’te %19,2’ye 1999’da ise %12’ye düşmüştü.

Merkez sağ olarak bilinen bu iki partideki gerileme 2000’li yıllarda AK Parti’nin yüksek oylar almasının başat nedenlerinden biri olacaktı.

Seçimin ardından birinci gelen parti DSP lideri Ecevit, MHP lideri Devlet Bahçeli ve ANAP lideri Mesut Yılmaz, askeriyenin müdahelelerinin ve 28 Şubatın gölgesinin üzerinde devam edeceği ANASOL-M Hükümeti’ni kurdular.

Yılmaz, hakkındaki yolsuzluk iddialarına binaen yapılan yargılamalar nedeniyle öncelikle hükümette görev almadı. Ortakları olan MHP ve DSP’nin desteğiyle mecliste aklanmasından sonra Temmuz 2000’de başbakan yardımcısı oldu.

ANASOL-M Hükümeti, 1999’daki 17 Ağustos ve 12 Kasım Depremleri’ndeki başarısızlığı, Kasım 2000 ve özellikle de Şubat 2001’de patlak veren ekonomik krizlerin yıkıcı etkisi karşısında harekete geçmedeki büyük başarısızlığı nedeniyle çok yıprandı.

2002’de başbakan Ecevit’in sağlık durumunun oldukça bozulması üzerine partisi DSP’nin içinden bile Ecevit’in istifası taleplerine neden oldu. Nihayet 2002 yazında DSP’nin bölünüp milletvekillerinin yarısının Yeni Türkiye Partisi’ni (YTP) kurup muhalefete geçmesiyle hükümetin ömrünün sonuna geldiği görüldü ve iktidar ortağı Bahçeli’nin açıklamasıyla erken seçimin tarihi 3 Kasım 2002 olarak belirlendi.

ANAP ile Süleymancıların seçim ittifakı

Mesut Yılmaz seçim öncesinde “Süleymancılar” olarak bilinen cemaatin lideri Ahmed Arif Denizolgun ile görüşerek ANAP ile bu cemaat arasında bir seçim ittifakı kurdu. Talebin hangi taraftan geldiği tam olarak açıklanmazken Denizolgun memleketi Antalya’dan ilk sıradan ANAP milletvekili adayı oldu, Denizolgun da Yılmaz’a cemaatinin blok oyunu vaat etti.

Süleymancılar ANAP’ın seçim kampanyasına çok aktif bir biçimde katıldılar, “28 Şubatın emir eri Mesut Yılmaz”ı destekledikleri ve ANAP mitinglerine katıldıkları gerekçeleri ile diğer cemaatlerin ve dindar kesimin eleştirilerine uğradılar.

Ahmed Arif Denizolgun yaptığı açıklamada “ANAP seçimde en az %17 oy alacak. ANAP’ın %7 kendi oyu var. Biz (Süleymancılar) Türkiye’nin %2,5’uyuz. Her arkadaşımız en az üç kişiyi daha ANAP’a oy vermeye ikna edecek, böylece sayemizde ANAP %10 oy alacak” diyordu.

3 Kasım 2002 seçimleri ve 'paradigmanın iflası'

Seçimler iktidar ortakları için yıkıcı oldu. 1999’da DSP %22,2 MHP %18 ANAP ise %13 oy almışlardı. 2002’de ise DSP %1,2 MHP %8,35 ANAP ise %5,1 oy alabildi, üç parti de meclise giremedi. DYP ve Saadet Partisi de baraja takılıp meclise giremediler. Seçimin kazananı %34,3 oyla tek başına iktidara gelen AK Parti ve iktidara gelemese de 1999’da barajı geçemediği halde şimdi % 19,4 oyla ana muhalefet olmanın ötesinde meclisteki tek muhalefet partisi olan CHP’ydi.

Böylece 12 Eylül Darbesi’nin ardından 1983 seçimleriyle başlayan bir politik dönem kapanmış, liderleri ve hatta partileri büyük ölçüde tasfiye olmuş oldu. Bu seçimden nispeten daha az zararla kurtulan MHP haricinde diğer tüm bu partiler ya tarihteki yerlerini alacak ya da gelecek seçimlerde barajı aşma ihtimali görülmeyen çok az oy alabilen partiler haline geleceklerdi.

Seçimin ardından Mesut Yılmaz ANAP, Tansu Çiller DYP, Devlet Bahçeli MHP genel başkanlıklarından istifa ettiler, Bahçeli daha sonra istifa kararını geri çekti.

ANAP’tan sonra Mesut Yılmaz

Politikayı bir süre bırakan Yılmaz 2004’te yeniden Türkbank ihalesi davasından yargılandı. 2007 seçimlerinde memleketi Rize’den bağımsız aday oldu ve seçilerek TBMM’ye döndü. 2009 yılında katıldığı Hüsameddin Cindoruk liderliğindeki Demokrat Parti’den Ocak 2011’de Namık Kemal Zeybek’in başkanlığına seçilmesi nedeniyle ayrıldı. Yılmaz 2011 seçimlerinde milletvekili adayı olmadı, seçimlerde CHP’ye oy vereceğini açıklayıp seçmen ve sevenlerinden AK Parti’ye karşı güçlenmeleri için CHP’ye veya MHP’ye oy vermelerini istedi.

Mesut Yılmaz’ın son günleri ve ölümü

2017’de Mesut Yılmaz’ın büyük oğlu Yavuz Yılmaz intihar etti. Bu intihar Mesut Yılmaz üzerinde yıkıcı bir etki oluşturdu. 2019’da rutin sağlık kontrolünde Mesut Yılmaz’ın akciğerinde tümör tespit edilmiş ve tedavisine başlanmıştı. Mayıs 2020’de ise bu kez beyin sapında tümör tespit edildi. İki kanserden de tedavi gördüğü sırada Mesut Yılmaz 30 Ekim 2020’de İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.

Kaynak: Mepa News Akademi