“Karabağ anlaşması Putin’in diplomatik bir zaferi”

"Azerbaycan, Ermenistan ile Karabağ meselesi nedeniyle giriştiği savaşı bitiren anlaşmayla birlikte zaferini ilan etti. Anlaşmada arabuluculuk yapan Rusya da kazananlardan oldu."

Bloomberg için tarafından kaleme alınan yazı Mepa News okurları için Türkçeleştirildi.

Azerbaycan, Ermenistan ile Karabağ meselesi nedeniyle giriştiği savaşı bitiren anlaşmayla birlikte zaferini ilan etti. Anlaşmada arabuluculuk yapan Rusya da kazananlardan oldu.

Rusya gibi kaostan beslenen çok az ülke vardır.

Azerbaycan, Ermenistan ve Rusya arasında imzalanan barış anlaşmasının 44 gün süren savaşı bitirmesine kesin gözle bakılmaktadır. Karabağ’da cereyan eden savaş hem on binlerce sivilin evlerini terk etmesine neden olurken hem de Kafkasya genelinde daha geniş çaplı bir çatışma ortamı tehlikesini de beraberinde getirdi. Bu barış anlaşması, Azerbaycan’ın lideri Aliyev için sağlam bir propaganda kaynağı olurken, Moskova için de gayet makul bir sonuç oldu.

Koronavirüs salgınının hala devam ettiği ve kışın giderek yaklaştığı bir dönemde savaşın fazla uzamadan barış anlaşması ile sona ermiş olması insani vaziyet açısından bir nimet oldu. Kremlin için ise bu anlaşma diplomatik bir nimetti. Sovyet sonrası dönemde Rusya’nın nüfuz alanı içinde aylardır kriz üstüne kriz yaşandığı bir dönemin ardından Putin, açık bir mesaj vermek amacıyla yaklaşık 2000 personelden müteşekkil barış gücünü Karabağ’a konuşlandırarak bölgedeki istikrarın garantörü rolünü bir kez daha pekiştirdi. İlk günden itibaren Azerbaycan’a desteğini ilan eden ve savaş sırasında Bakü için hayati derecede önemli yardımlar yapan Ankara yönetimi, salı günü yürürlüğe giren anlaşma çerçevesinde herhangi resmi bir rol üstlenemedi. Karabağ’ın tümüyle Azeriler tarafından geri alınmasının artık an meselesi olduğu bir vakitte araya girerek bir anlaşmada arabuluculuk ederek tarafların uzlaşmasını sağlayan tek başına Moskova yönetimi olurken Avrupa ve ABD’nin meseleye herhangi bir şekilde müdahil olmaması dikkat çekti.

Karabağ'da savaş

Günümüzde Ermenilerin çoğunlukta olduğu Karabağ bölgesi, tarihçesi 1920’li yılların başına kadar takip edilmesi mümkün olan ve o zamanlar Sovyet Azerbaycan’ına bağlı özerk bir toprak parçasıdır. Sovyetler Birliği’nin çökmesinin ardından Karabağ’ın kaderinin ne olacağı sorusu tekrar gündeme gelmiş ve bu sorunun cevabı için yaşanan savaş neticesinde 30.000 kişi hayatını kaybederken yaklaşık bir milyon kişi de evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Birinci Karabağ Savaşı, Rusların arabuluculuğunda imzalanan 1994 tarihli ateşkes anlaşması ile sona ermişti. Nihai bir barış anlaşması imzalanmadığı için teknik olarak hala savaş halinde olan iki taraf arasında yıllar boyunca zaman zaman ufak çaplı çatışmalar yaşanırken, bu çatışmalar geçtiğimiz eylül ayının sonlarında tekrar tam teşekküllü bir savaş halini aldı.

Türkiye’nin tam desteğini arkasına alan Azerbaycan, kısa süre içinde askeri açıdan önemli ilerleme kaydedip en son olarak da geçtiğimiz hafta sonu stratejik öneme sahip Şuşa’yı ele geçirdi ve savaşın gidişatı bu noktada değişti.

Gelinen noktada, Ermenistan’ın, Başbakanı Nikol Paşinyan tarafından “anlatılmaz derecede acı verici” olarak tanımladığı anlaşma maddelerini kabul etmekten başka çaresi kalmadı. Paşinyan açıklamasında, “kendinizi mağlup olarak kabul etmediğiniz sürece mağlubiyet diye bir şey yoktur” demesine rağmen vaziyetin bir galibiyet de olmadığı aşikardı. Ermenistan imzalanan anlaşma gereğince 90’lı yıllarda işgal ettiği topraklardan çekilmeyi kabul etti. Bu kararı öğrenen öfkeli kalabalık ülkenin başkenti Erivan’daki hükümet binalarını bastı.

Bu sırada Aliyev ise ülkesinin bayrağına sarılmış zaferini kutluyordu. Başkan, Azerbaycan’ın bir parçası olmasına rağmen kara bağlantısı bulunmayan Nahçıvan’a açılacak olan ve Rusların korumayı taahhüt ettiği koridor dahil uzun süredir arzulanan birçok imtiyaz kazandı. Aliyev’in muhaliflerinin dahi tam destek verdiği askeri harekât, ham petrol fiyatlarının düşüşte olduğu bir dönemde ekonomisi petrol ve doğalgaza bağımlı olan Azerbaycan için büyük bir moral kaynağı oldu.

Rusya'nın kazanımları

Rusya’nın imzalanan barış anlaşmasından payına düşen kâr da pek fena sayılmaz.

Daha önceki çalışmalarımda da işlediğim üzere, Türkiye’nin sadece bölgede varlık gösteriyor olması dahi Rusların Kafkasya’daki nüfuzunun azalmakta olduğunu ve Moskova’nın son hamlelerini yaptığını gösteriyor olabilir. İmzalanan bu anlaşma Kremlin açısından en iyi senaryoydu. IHS bünyesinde çalışmalar yürüten Alex Melikişvili’nin bana izah ettiği gibi, Türkiye’nin yaşanan süreçte oynadığı rol Moskova’nın pragmatik yaklaşımının bir yansımasıdır. Ankara’ya pastadan pay verilmemesi halinde Ruslar için çatışmaları sonlandırmak son derece zor olurdu. Bu pay her ne kadar verilmiş olsa da içerik açısından ikinci derecede oldu ve Ankara sonuç olarak çatışma sahasının dışında tutuldu.

Bir yandan hala devam eden salgın bir yandan da petrol piyasasının çöktüğü ve pek az hususun Putin’in istediği gibi ilerlediği bir yılın ardından gelen bu savaş, Rusya’nın normal şartlar altında asla razı olmayacağı şartlar altında sona erdi. Moskova, yakın bir zaman önce sadece dolaylı kontrol sahibi olduğu topraklarda artık kâğıt üzerinde de olsa “gözlemci” olarak tanımlanarak, ricat eden Ermeni unsurlarının boşalttığı yerlere, (yenilenme opsiyonu olan) beş yıllık görev süresiyle girdi.

Rusya’nın bu başarısı katıksız değildir. Karabağ’ın uzun vadede statüsünün ne olacağı sorusu dahil henüz ucu bağlanmamış birçok mesele aynı şekilde devam etmektedir. Türk Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın, safi bilek gücüyle Kafkaslarda kendine bir mevzi oyduğu ve Azerbaycan üzerinden önce Hazar Denizi nihai olarak da Orta Asya ile olan bağlantısını güvence altına aldığı aşikardır. Barış anlaşmasının resmi metninde yer almamasına rağmen Azeri makamlarca zikredilen Türk barış gücü unsurları (Rusların söylediği gibi Karabağ dışındaki bir ateşkes gözlemleme merkezinde konuşlansa dahi) Ankara için sevinilesi bir husus iken Moskova için tam bir baş ağrısı niteliğindedir. Bu vaziyet, Foreign Policy Araştırma Enstitüsü bünyesinde görev yapan Maximilian Hess’in de açıkladığı üzere, daha önce yaşanmamış bir vakadır ve Rusya, NATO üyesi bir ülkenin askerlerinin her ne sıfatla olursa olsun eski Sovyetler Birliği sınırları içinde faaliyet göstermesini kolay sindiremez.

Belarus’ta ağustos ayında gerçekleşen seçimlerin ardından yaşanan protestolar karşısında Başkan Alexander Lukaşenko’yu destekleyerek, Rus yanlısı Belarus halkının tepkisini çekmesinin ardından, yaşanan savaşta Ermenistan lehine müdahale etmeyerek bu sefer de Ermeni halkın kalbini kıran Moskova, bu cephede ikinci bir darbe almış olmasına rağmen, Rus devletinin daha büyük ölçekli çıkarları bu sayede korunmuş oldu.

Kendi arka bahçesinde bir savaş ortamının zuhur etmesine engel olamayan Rusya tepki merkezli bir yaklaşım izlemek zorunda kalmış olmasına rağmen, tekrar vaziyeti düzeltip birçok açıdan galibiyet sayılabilecek bir sonuç elde etti. 2020 şartlarından şahsen ben bunun bir başarı olduğu kanaatindeyim.