Kadın Her Zaman ve Her Yerde Çalışırsa Ne Olur?

Kadın ve erkek farklı görev ve sorumluluklar için yaratılmış birbirini tamamlayan bir bütünün iki ayrı parçasıdır. Yüce Allah yaratılış fıtratına göre erkeğe; evin reisi olması yetkisini ve çalışarak evin geçimini sağlama sorumluluğunu vermiştir. Kadına ise; evin içini çekip çevirme, çocuklarını en güzel şekilde yetiştirme ve erkeğini mutlu ederek evin sultanı olması sorumluluğunu vermiştir. Dolayısıyla genel manada; kadının faaliyet alanı evin içidir, erkeğin faaliyet alanı ise evin dışıdır.

Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

“Erkekler, hanımlar üzerinde yöneticidirler. Çünkü Allah, bazılarını diğerlerinden daha üstün kılmıştır. Ayrıca erkekler mallarından harcama yaparlar. O hâlde iyi kadınlar, itaat eden ve Allah’ın koruduğu gizlilikleri koruyan kadınlardır…” (Nisa Suresi: 34)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“…Erkek ailede yöneticidir ve yönetiminden sorumludur. Kadın da kocasının evinde yöneticidir ve elinin altındakilerden sorumludur.” (Buhari, Müslim)

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden mesulsünüz. Erkek ailesinin çobanıdır ve sürüsünden mesuldür. Kadın, kocasının evinin çobanıdır ve o da kendi sürüsünden mesuldür.” (Buhari, Müslim,)

Kadına veya erkeğe fıtrata aykırı yetki ve sorumluluklar verilirse düzen bozulur ve toplum ifsad olur. Bu tıpkı şuna benziyor; Bir deve çöl şartlarına göre, bir penguen ise soğuk iklim şartlarına göre tasarlanıp yaratılmıştır. Bu iki hayvan çağdaşlık ve eşitlik hezeyanları ile yaşadıkları mekânlar, görev ve sorumlulukları değiştirilirse bu hayvanlara iyilik değil kötülük yapılmış ve hatta bu hayvanların ölümüne sebep olunur. İşte bunun gibi kadın ve erkeğin yaratılış fıtratını görmeyip Yüce Allah’ın görev taksimini bir kenara bırakarak kendileri gibi aciz insanların uydurdukları yasaları ve hayat tarzını benimseyenler yaratılış fıtratını ve ilahi hükümleri hiçe sayan ifsad edicilerdir. Farklı görev ve sorumluluklar için yaratılan kadın ve erkeği çağdaşlık ve eşitlik hezeyanları ile eşitleyip aynı görev ve sorumlulukların yüklenmesi. Tıpkı çöldeki deve ile kutuplardaki pengueni eşitleyip aynı görev ve sorumluluğun verilmesi gibidir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Onlara “Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın, denildiği zaman ellerindeki değer ölçüleri; kriterler bozuk olduğundan ‘Hayır, biz ancak ıslah edici kimseleriz.’ derler. İyi bilin ki onlar bozguncuların ta kendileridir, fakat farkında değiller.” (Bakara Suresi: 11-12)

Yaratılış fıtratı göz ardı edilerek ve İslam’ın belirlediği ilkeler gözetilmeden kadınların iş hayatına girmesi sebebiyle meydana gelen olumsuzlukları şöyle özetleyebiliriz:

— Kadın iş hayatına yoğun bir şekilde girmesi sebebiyle çalışan sayısı yükseldi. Çalışmaya aday eleman sayısı çoğaldığı için çalışanların ücretleri büyük oranda düştü. Çalışanlar değer ve statüsünü kaybederek asgari kölelik ücretine tabi, her an işsiz kalma riski olan bir konuma düştü.

— İş hayatında kadın ucuz iş gücü, vitrin ve kötü emeller için tercih edilen eleman oldu. Asıl çalışması gereken erkekler ise işsizliğe mahkûm edildi. Erkekler iş beklerken tarlada, fabrikada ve dairede çalıştırılan kadın bir toplum için ekonomik, sosyal ve ahlaki çöküşün göstergesidir.

— İşsiz olduğu için evlenemeyen veya düşük ücretle çalıştığı için evlenemeyen erkeklerin sayısı artmaya başladı. Evlilikler azaldı, evlenme yaşı yükseldi. Bu ise toplumda fuhuş ve ahlaksızlığın, yasak ilişkilerin artmasına zemin hazırladı.

— Çalışan kadın enerjisini işte harcadığı için evini, çocuklarını ve kocasını doğal olarak ihmal eder. Her gün 8-9 saat mesai, 2-3 saat yol, 10-12 saatini işte harcayan bir kadının ev işini kim ve nasıl yapacak hadi diyelim ev işi parayla yaptırıldı. Günün 10-12 saatini işte harcayan ve tüm enerjisini tüketen bir kadın evine, çocuğuna nasıl ve ne zaman vakit ayıracak? Kocasını mutlu etmek için hangi enerjiyi kullanacak? Böylece evlerde düzen ve huzurun bozulmasına, evliliğin sarsılmasına belki de yıkılmasına sebep olur. Çalışan kadınlarda boşanma oranlarının yüksek olmasının temelinde buna benzer sebepler vardır.

— Sürekli Erkeklerin içinde çalışan bir kadın, kadınlık fıtratından soyutlanarak erkeklik psikolojisine girerek fıtratı bozulur. Bu bağlamda kadın evinde erkeğin hanımı olmaktan çıkar, iş ortağı ve rakibi gibi davranmaya başlar. Ailede artık çift başlı bir durum baş gösterir ve huzursuzluk başlar.

— Mahremiyet ve güvenin olmadığı bir iş yerlerinde kadın istismara uğramakta. Kadının her ortamda çalıştığı toplumlarda taciz vakalarının çok olması bilinen bir gerçektir.

— Çalışan kadın yeterince çocuk doğurmaz. Toplum hızla yaşlanır, nüfus azalır ve tarih sayfasından silinmeye başlar. Çalışan kadınların fazla olduğu özellikle batı ülkelerinde nüfusun azaldığı ve aile yapısının yok olduğu görülmektedir.

— Çalışan kadın evleneceği zaman doğal olarak kendisi gibi amir, memur ve işi olan bir erkeği tercih ederek evlilik yaptı. Bu ise şu sonucu doğurdu; toplumda bir kısım aileler çift maaşlı, bir kısım aileler ise sıfır maaşlı aile konumuna düştü.

Çift maaşlı aile; Kadın tam mesai çalıştığı için birçok sıkıntı ve geçimsizlikler baş gösterdi. Ev işi, bulaşık, temizlik, yemek, çocuk, paranın yönetimi, senin malın, benim param, bende çalışıyorum, ben de senin gibi yoruldum, hayat müşterek, ben de çalışıyorum, benim de söz hakkım… Vs. derken kadın ve erkek arasında yetki, sorumluluk, iş ve maaş karmaşası yaşanmaya başladı. Sıkıntı, huzursuzluk, kavga, boşanma, cinayet ve ortada kalan çocuklar…

Sıfır maaşlı aile; Genç işsiz olduğu için uzun süre evlenmeyi hayal bile edemeyecek. İş bulsa bile asgari köle ücretiyle geçinmek bile imkânsızken nişan, düğün, kira… Vs. genç yine evlilik hayallerini ertelemek zorunda ama şeytan beklemiyor. Evlenemeyen gençler, işi olsa bile geçinemeyen aileler, fuhuş, hırsızlık, soygun, bunalım, cinnet, cinayet, intihar, yıkılan aileler ve ortada kalan çocuklar…

Oysa âlemlerin Rabbi olan Allah’ın semadan indirdiği şeriatına kulak verseydik, itaat etseydik ve o kutlu peygamberin yolundan gitseydik! Kadınlar evlerinde otursaydı, her aileye bir iş, bir dolgun maaş, herkes hakkına razı olsaydı. Çocuklar anneleri ile mutlu, hanımlar evlerinde sultan, erkekler işinde gücünde huzurlu olacaktı ama olmadı.

Çağdaş şeytanlara uyduk. Önce “Kadın Hakları” dediler, Kadını erkeğe rakip yaptılar. Kadına “Kocana Karşı Zayıf Durumda Olma.” dediler. “Kadın da Erkek Gibi Her İşte Çalışır.” dediler. “Kadın Çalışmak Suretiyle Ekonomik Özgürlüğüne Kavuşmalıdır.” dediler. “Kadın Kendi
Ayaklarının Üzerinde Durmalıdır.” dediler. Sonra eşitlik, adalet ve özgürlük yalanlarına aldandık ve yasak meyveden yedik. Evinin sultanı olması gereken kadın tarlada, fabrikada, sokakta ve iş yerinde amele oldu; hizmetçi oldu. Evler kadına, çocuklar anneye hasret kaldı. Cennet misali, huzur dolu, sıcacık yuvalarımız yıkıldı ve çöküş başladı…

Oysa şu yaratılış fıtratı inkâr edilemez bir gerçektir. Erkeğin, hanımının ve çocuklarının nafakasını kazanması erkeğin görevi aynı zamanda erkeğin onur ve şerefidir. Kadının evinin sultanı olması, anne olması, çocuklarını yetiştirmesi ve erkeğine hizmet etmesi kadının görevi aynı zamanda kadının izzetidir. Çocuk için anne sütünün yerini hiçbir gıda dolduramadığı gibi annenin yerini de hiçbir kiralık bakıcı, kreş ve öğretmen asla dolduramaz. Çocuğun, kadının ve erkeğin huzur ve mutluluğu işte bu yaratılış hakikatinde gizlidir. Evler kadınla güzel, çocukla neşeli, erkekle güvendedir.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile işsizlik büyük bir sorundur. Hiçbir ekonomi kadınların tamamını iş hayatına sürerek yüzde yüz istihdam sağlayamaz. Kadınların tamamını iş hayatına süremedikleri halde bile işsizlik önemli bir sorundur. Kadına pozitif ayrımcılık hezeyanlarını zırvalayanlar çalışmayan kadınları da iş hayatına sürerek bu sebeple sayıları daha da artacak olan işsiz erkeklere ev işi ve çocuk bakıcılığı mı yaptıracaklar acaba? (!)
Müslümanların hanımları ve kızları değerlidir, narindir ve mahremdir. Onlar her işte her ortamda çalışmaz ve çalışmaması gerekir. Müslümanların hanımları ve kızları evinin sultanı olup muvahhid nesiller yetiştirirler. Bırakın laikler, ileri demokratlar, ateistler, feministler, putperestler… Her işte her ortamda çalışsınlar, evlenmesinler, çocuk doğurmasınlar, bırakın onları köpek beslesinler.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Evlerinizde vakarla oturun evlerinizi karargâh edinin, ilk cahiliye kadınlarının süslerini açığa vurması gibi, siz de süslerinizi açığa vurmayın…” (Ahzab Suresi; 33)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Mü’min, Allah’a takvadan sonra en ziyade Saliha bir eşten hayır görür. Böylesi bir kadına emretse itaat eder. Ona baksa sevinç duyar, bir şeyi yapıp yapmaması hususunda yemin etse, kadın bunu yerine getirerek onu yeminden kurtarır, kadınından ayrılıp uzak bir yere gitse kadın hem kendi namusunu korur hem de kocasının malı hususunda hayırlı ve dürüst olur.” (İbn-i Mâce)

“Sâliha kadın, kocası yüzüne baktığı zaman onu sevindirir. Kocasının meşrû isteklerini yerine getirir ve onun olmadığı yerde hem malını hem de namusunu muhafaza eder.” (İbn-i Mâce)

“Kadın beş vakit namazını kılar, bir aylık orucunu tutar, namusunu korur ve kocasına itaat ederse ona: ‘Hangi kapıdan dilersen oradan cennete gir.’ denilir.” (Ahmed bin Hanbel)

Allah’ın helal kıldıklarını haram, haram kıldıklarını helal sayarak toplumu her türlü ifsad edenlerin bir başka tahrifatı da şudur;

Müsennif VELİOĞLU