Kadın Ancak Şeriat İle İzzete Kavuşur:

Yüce Allah’ın Peygamberine indirdiği İslam başka bir ifade ile şeriat kıyamete kadar hükmü geçerli olan tek hukuk düzenidir. Kıyamete kadar insanlığı aydınlatacak ve yol gösterecek bu yasalara insanlık itaat etmekle yükümlüdür. İslam şeriatı hak ve hakikati ortaya koyan doğrunun ve gerçeğin ta kendisidir. İslam şeriatının dışında kalan bütün inanç, sistem ve yasalar ise batılın başka bir ifade ile heva ve hevesin ta kendisidir.
Bütün peygamberlere gönderilen İslam dini, inanç ve ahlâk kuralları olarak aynıdır. Helal, haram, ibadet ve müeyyideler konusunda ise bazı farklılıklar vardır. Çünkü insanlık tarihi süresince toplumlara farklı imkânlar, yetenekler, eğilimler, nimetler ve belâlar verilir. Dolayısıyla her toplum kendi ihtiyaçlarına, ortam ve şartlarına, kültürel gelişimine uygun farklı bir şeriat, farklı bir hukuk sistemi belirlenmiştir. Son peygambere indirilen şeriat ise tüm insanlığa gönderilen ve kıyamete kadar geçerli tek hukuk sistemi olarak geçerliliğini sürdürecektir. Başta kadınlar olmak üzere tüm insanlık sadece İslam şeriatı ile huzura, izzete ve kurtuluşa ulaşabilir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey Muhammed! Sana da daha önceki kitapları tasdik edici ve denetleyici olarak bu kitabı hak diye indirdik.
Öyleyse Allah’ın indirdikleriyle aralarında hükmet! Sakın sana gelen hakikati bırakıp da onların heveslerine uyma!

Biz, her biriniz için bir yol ve yöntem belirledik. Eğer Allah dileseydi hepinizi tek tip bir toplum yapabilirdi fakat sizlere verdiği çerçevesinde sizi imtihan etmek için, o hâlde hayırlı işlerde birbirinizle yarışın. Hepiniz eninde sonunda Allah’ın huzuruna varacaksınız. O zaman Allah anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda aranızda hükmünü verecektir!” (Maide Suresi: 48)

“Sonra Ey Muhammed seni de bu dinde yeni bir hukuk düzeni bir şeriat ile görevlendirdik o hâlde ona uy, cahillerin arzu ve heveslerine uyma!” (Casiye Suresi: 18)

Şeriatın dışındaki beşeri sistemler de kadının izzeti, şerefi ve namusu bir meta gibi alınır ve satılır. İster doğuda ister batıda İslam’ın hüküm sürmediği tüm zaman ve mekânlarda durum böyledir. Bugün öyle ülkeler var ki ulusal gelirlerinin ana kaynağını “hayat kadını” ismini verdikleri fahişelik yapan kadınlar üzerinden sağlıyor. Bu ülkelerde fuhuş sektörü yasal ve devletin kontrolünde yapılmaktadır.
Laiklik ve ileri demokrasinin hüküm sürdüğü bu coğrafyada zina suç olmaktan çıkarıldığı gibi yaklaşık 56 genelev bulunmaktadır. Binlerce kadının izzeti ve namusu devletin izin ve kontrolü altında pazarlanıyor. Resmi olmayan fahişelik yapan kadınların sayısının ise 150 binin üzerinde olduğu söyleniyor. Bu yetmezmiş gibi birde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği adı altında LBGT lezbiyen, gey, biseksüel ve travesti gibi eşcinsel sapıklıklar özendirilmeye, meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Tüm bu çirkefliği üreten ve izin veren tağuti sistemlerin çağdaşlık, eşitlik ve kadın haklarından kastettiği kadınların izzet ve namusunun pazarlanmasıdır.
Bazı ülkelerde ise zinaya sözde bir ceza uygulansa da ceza sadece hayat kadınına verilen formalite ve uyduruk bir cezadır. Parasıyla fuhuş yapan erkek ise müşteri kabul edilerek ona bir ceza verilmez. İşte beşeri sistemlerin kadına verdiği değer budur. Onlar için kadın müşterinin memnuniyeti için pazarlanan bir metadan başka bir şey değildir. Birçok ülkede bu aşağılık durumu yasalarıyla koruma altına almıştır. Kadına saygı, kadın hakları ve kadın erkek eşitliği diyerek geveleyip zırvaladıkları şey işte budur.
Fuhuş ticaretinde pazarlanan bu kadınların bir kısmı ise İslam coğrafyasındaki savaş ve işgaller sebebiyle kaçırılan veya esir edilen Müslüman kadınlardır. Özellikle savaş bölgelerinde bunun örnekleri Bosna, Suriye, Irak, Doğu Türkistan ve daha birçok bölgeden Müslüman kadınlar kaçırılarak fuhuş sektöründe pazarlanmaktadır. Sadece Sincar bölgesinden kaçırılan Müslüman kadınların sayısının yüz binlerle ifade edilmektedir. Bir insan için hele hele bir Müslüman için bundan daha aşağılık bir zillet olabilir mi? Bu zillet ancak Allah Resulünün ifade ettiği gibi kılıçla yani cihatla ümmetin üzerinden kalkar. Bunun dışında kim ne söylerse yalan söylüyor.

Abdullah b. Ömer radıyallahu anh Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlediğini haber vermiştir:

“İyne yoluyla alışveriş yaptığınız öküzlerin kuyruğuna yapışıp ziraata hayatınız hasrettiğiniz (razı olduğunu) ve cihadı terk ettiğiniz zaman Allah size öyle bir zillet musallat eder ki, dininize (yani Allah yolunda cihada) dönünceye kadar onu üzerinizden atamazsınız.” (Ebu Davud, Ahmed b. Hanbel, Müsned)

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz şöyle buyurdu:
“Dikkat edin İslam bir dairedir. Döndüğü müddetçe siz de kitapla (Kuran/Sünnet) beraber o dairenin içinde dönünüz. Dikkat edin, kitap ile sultanlık (din ve devlet işleri) birbirinden ayrılacak. Dikkat edin, onlar sizin başınıza emir (idareci) olacak. Sizin aleyhinize olan kendilerinin lehine olan şekilde hükmedecekler.
Eğer onları dinlemezseniz sizi öldürecekler, itaat ederseniz sizi sapıtacaklar. Onlara karşı Meryem oğlu İsa (aleyhisselam)’ın arkadaşlarının davrandığı gibi davranın. Onlar ki testerelerle biçildiler, çarmıha gerildiler ama yine de davalarından vazgeçmediler.
Allah’a itaat ederek ölüm, Allah’a isyan ederek yaşamaktan daha hayırlıdır.” (İmam Taberani Mu’cemu’l Kebir, Mu’cemu’s Sağir isimli eserlerinde rivayet etti.)

İşte bu sebeptendir ki özellikle günümüzde Müslüman bir erkeğin olması gereken en önemli yer cihad meydanlarıdır. Çünkü bir kadının veya bir erkeğin izzete kavuşmasının yolu beşeri sistemlerin yıkılarak Allah’ın şeriatının hâkimiyetinden geçer. Bu hâkimiyet ise ancak Allah yolunda cihad ile gerçekleşecek bir hadisedir.
Peki, bir kadının olması gereken yer neresidir?

Allah Teâlâ Peygamberin hanımları üzerinden tüm mümin hanımlara seslenerek evlerinde vakar ile oturmalarını, tesettüre titizlikle riayet etmelerini, ibadetlerine dikkat ederek Allah ve resulüne itaat etmelerini emretmektedir. Kadının huzuru, karargâhı ve faaliyet alanı evidir; çocuklarıdır ve eşidir.

Öyleyse;

Müsennif VELİOĞLU