İslam’da Hangi Cezai Müeyyideler Vardır

Kur’an’ın rehberliğinden uzak kalan insanlığın başına nelerin geldiğini görmekteyiz.

Cehalet, zulüm, ahlaksızlık, yoksulluk ve yolsuzluk toplumları esir almış durumda. Cahiliyenin hak hukuk tanımayan hükümleri, Allah’ın yegâne rab ve tek ilâh olduğu gerçeğinin yok sayıldığı, vahyin hayata hâkimiyet hakkının kaldırıldığı dolayısıyla cehalet ve zulmün hüküm sürdüğü bir hayat tarzı tüm insanlık için bir zillettir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Yoksa onlar, cahiliye hükümlerini mi istiyorlar? Hâlbuki yürekten inanan bir toplum için, Allah’tan daha iyi kim hüküm verebilir?” (Maide Suresi: 50)

İslam da cezai müeyyidelerde; hapsetme, el kesme, kısas, kırbaçla dövme, mala icra koyma vb. Gibi cezai müeyyideler vardır. Ancak İslam şeriatı sadece cezai müeyyidelerden ibaret değildir. İslam evvela erdemli bir toplum yetiştirmeyi hedefler, haramlara götüren yollar kapatılır ve helal şeyler kolaylaştırılıp ve teşvik edilir. Buna rağmen suç işleniyorsa onunda cezası verilir.

Örneğin: Şeriat hırsızın elini kesmeden önce hırsızlığa götüren yolları keser. Hırsızlığa sebep olan unsurları ortadan kaldırır. İnsanlar helalinden ve yeterli derecede geçimini sağlayacak sosyal ve ekonomik ortamlar oluşturur, Topluma paylaşmayı, infakı, zekâtı öğretir, Sonra; helal, haram, ahlak edep öğretilerek erdemli bir toplum yetiştirilir. Tüm bunlara rağmen hırsızlıktan, soygundan, vurgundan vazgeçmeyenlere el kesme cezası verilerek âleme ibret edilir.

Haksız Yere Adam Öldüren;
Katil hapiste üç öğün beslenmez kısas yapılarak öldürülür. Çünkü toplumsal güven ve huzur ancak bu şekilde sağlanabilir. Kısas ilk bakışta bir cana kıyma şeklinde algılansa da, caydırıcı bir ceza olarak birçok muhtemel cinayetleri ve kan davalarını önlediğinden, aslında bir hayat kaynağıdır. Ayrıca, kısası İslam devletinin uygulaması veya öldürülen kişinin akrabalarına affetme yetkisi verilmesiyle intikam ateşinin söndürülmesi sağlanıp çoğu zaman nesiller boyu süregelen ve nice masum insanın ölümüne yol açan kan davaları da böylece önlenmiş olur.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır;
Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri! Ancak bu şekilde korunabilirsiniz. (Bakara Suresi:179)

Hz. Peygamber (sav.) şöyle buyurmuştur:
Ebu Şüryeh radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:
“Kim haksız yere (bile bile) öldürülürse velisi şu üç şeyden birini tercihte muhayyerdir:
Ya kısas ister.
Ya affeder.
Yahut diyet alır.
Eğer dördüncü bir şey istemeye kalkarsa elinden tutun
(mani olun)!”
Sonra Resûlullah (sav.) şu ayeti okudu.
“Kim bundan sonra tecavüz ederse ona elim bir azap vardır” (Bakara Suresi: 178) (Ebu Davud, Tirmizi)

İbnu Ömer radıyallahu anh anlatıyor:
“Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki:
“Kim mümin bir kimseyi kasten öldürürse, katil bu sebeple kısas olunur. Kim bu kısasa mani olursa Allah’ın lânet ve gazabı onun üzerine olsun. Allah onun ne farz ve ne nafile hiçbir hayrını kabul etmez.”

Bu manada rivayet Sünenler ‘in bir kısmında gelmiştir: (Ebu Davud, Nesâi)

Zekât Vermeyen Zenginin;
Malına el konulur, gerekirse zekât vermeyenlere karşı savaş açılır. Zenginler, devlet tarafında hibe, teşvik, destek… Vs. ile daha da zenginleştirilmez.
Peki, Zekât kimlere verilir?
Zekât malları ancak;
Temel ihtiyaçlarını gideremeyen yoksulların,
Hiç çalışamayacak durumdaki hasta, yatalak, yaşlı, özürlü ve Benzeri düşkünlerin,

Zekât toplamak ve dağıtmakla görevli memurların,
İslam’a yeni giren veya girmesi umulan kişilerin, yani gönülleri İslam’a ve Müslümanlara ısındırılması gereken kimselerin,

Başkalarının boyunduruğu altında ezilen işçi (günümüzde asgari ücretli) , hizmetçi, esir ve kölelerin,

Meşru yöntem ve amaçlarla borçlanmış olup da, elinde olmayan sebeplerle sıkıntıya düştüğü için acil paraya ihtiyacı olanların,

Allah yolunda çarpışan mücahitlerin,
İslam’ı öğretip yayan ilim adamları ve tebliğcilerden ihtiyaç içinde olanların, Cihat ve tebliğ amacıyla kurulan müesseselerin,

Ve evinden yurdundan uzak düşmüş, memleketine dönemeyecek şekilde yolda kalmış kimselerin hakkıdır.
Bu düzenleme, bizzat Allah tarafından konulan ve hepinizin uyması gereken bir yasadır.

Unutmayın ki, Allah ilim ve hikmet sahibidir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Zekât malları ancak; Yoksulların, Düşkünlerin, görevli memurların, gönülleri ısındırılması gereken Kimselerin, kölelerin, borçlanmış olanların, Allah yolunda Ve yolda kalmış kimselerin hakkıdır. Allah tarafından bir yasadır. Allah ilim ve hikmet sahibidir.” (Tevbe Suresi: 60)

İbni Abbas radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem Muaz’ı Yemen’e (vali ve zekât amiri olarak) göndermiş ve ona şu talimatı vermiştir:

“Onları önce Allah’tan başka tanrı olmadığına ve benim, Allah’ın elçisi olduğuma şehadet getirmeye davet et. Eğer bunu itiraf ile sana itaat ederlerse, Allah’ın, onlara günde beş vakit namazı farz kıldığını açıkla. Buna da itaat ederlerse, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek olan zekâtı Allah’ın farz kıldığını onlara bildir.” (Buhari, Müslim)

İbni Ömer radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in, Allah’ın elçisi olduğuna şehadet edinceye, namazı kılıp zekâtı verinceye kadar insanlarla savaşmam bana emrolundu. Bunları yaparlarsa, –İslâm’ın hakkı olan hadler hariç– canlarını, mallarını benden korumuş olurlar. Gerçek durumlarının hesabını görmek ise Allah’a kalmıştır. ” (Buhari, Müslim)

Ebu Bekir radıyallahu anh: Allah’a yemin ederim ki, namazla zekâtın arasını ayıranlarla mutlaka savaşırım. Çünkü zekât, malın (ödenmesi gerekli) hakkıdır. Allah’a yemin ederim ki, Resûlullah’a verdikleri bir deve yularını bile bana vermekten kaçınırlarsa, sırf bu sebepten dolayı onlarla savaşırım” cevabını verdi. Bunun üzerine Ömer radıyallahu anh şöyle dedi: “Yemin ederim ki, zekât vermek istemeyenlerle savaş konusunda Allah Teâlâ’nın, Ebu Bekir radıyallahu anh’ın kalbine tam bir kararlılık vermiş olduğunu gördüm ve doğrunun bu olduğunu anladım. ” (Buhari, Müslim)

Gasp, Rüşvet, Soygun, Hırsızlık;
Yapanlar, banka hortumlayan, rüşvetle ihaleleri peşkeş çeken, gaspçılar ve hırsızlar hapiste dinlendirilmez, sağ elleri bilekten kesilerek âleme ibret edilir.

Bu ceza hem suçluyu ahiret azabından kurtaracak, hem caydırıcı olması sebebi ile hırsızlık gasp gibi suçların önünü kesecek ve böylece hem de mal ve can güvenliğinizi sağlayacak bir cezai müeyyidedir. Zira açgözlülük ederek mazlumların kanını emen soyguncuları, hırsızları, dolandırıcıları ancak bu şekilde caydırabilirsiniz. O hâlde, sakın bu hükmü uygulama konusunda zalimlere acımanız tutmasın. Unutmayın ki, Allah hem sizden çok daha merhametli ve âdildir, hem de sonsuz kudret ve hikmet sahibidir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Hırsızlık edenlerin-ister erkek ister kadın olsun işledikleri suça karşılık Allah tarafından bir ceza olarak ellerini kesin! Allah sonsuz kudret ve hikmet sahibidir.” (Maide Suresi: 38)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Sizden öncekiler şu sebeple helâk oldular; onlar, şerefli bir kimse hırsızlık yaptığı zaman, hırsızı serbest bırakırlar. Güçsüz bir kimse hırsızlık yapınca da, ona ceza uygularlardı.” (Şevkânî, Neylü’l-Evtâr)

Zina Yapanlar, Kadın Pazarlayanlar;
İbretlik bir şekilde recim edilerek öldürülür. Bu ahlaksız insanların toplumu ifsadı önlenmiş olur. Eğer zina yapan kişi bekâr ve suç bireysel ise ceza; Yüz sopa, sürgün ve hapis ile cezalandırılır.

Yüz Değnek Cezası; Bekâr erkekle bekâr kadının zina etmesi halinde, ceza her birine yüz değnek vurulmasıdır.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Zina eden kadın ve erkekten her birine yüz değnek vurun” (Nur Suresi: 2)

Bekârlar için sürgün cezası Kur’an’da olmayıp sünnet de emredilen bir cezadır. Nitekim zina edenin tövbe edinceye kadar sürgün veya hapsedilmesi fuhşa düşenler bir süre toplumdan tecrid edilmeleri sağlanmış olur.

Recm Cezası; Hz. Peygamber’in evli veya dul olarak zina edene recm cezası uygulaması çok sayıda sahih hadislerle sabittir.

Rasulüllah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Zinanın hükmünü benden öğrenin. Allah o kadınlara bir çıkar yol gösterdi. Bekârla bekâr zina ederse yüz değnek ve bir yıl sürgün; evli ile evliye yüz değnek ve recm vardır” (İbn Mâce, Müslim)

“Ebu Hureyre radıyallahu anh şöyle demiştir:
Bizler Rasullullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda bulunduğunuz sırada birden bedevilerden bir adam ayağa kalktı ve -Ya Resulullah! Benim için Allah’ın kitabı ile hükmet! Dedi. Akabinde onun muhasımı olan kimsede ayağa kalktı ve : -Ya Resulallah! Hasmım doğru söyledi. Sen onun için Allah’ın kitabı ile hükmet ve söz söylemek üzere bana izin ver! Dedi.
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’de ona: Sözünü söyle buyurdu.

O da şöyle dedi:
Benim oğlum, bu Arabi’nin yanında asif, -yani ücretle çalışan- bir kimse idi. Oğlum bunun karısı ile zina etmiş. İnsanlar bana oğlum üzerine taşlanmak cezası olduğunu haber verdiler. Ben bu adama oğlum adına yüz koyun ve bir de cariyeyi fidye vererek oğlumu bu cezadan kurtardım. Bundan sonra ben bu meseleyi ilim ehlinden sordum. Onlarda bana onun karısı üzerine taşlama cezası düştüğünü, benim oğluma da ancak yüz değnek vurulma ile bir yıl gurbete sürgün edilmek üzere, ceza olduğunu haber verdiler! Dedi.

Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’de: “Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki ben sizin aranızda elbette Allah’ın kitabı ile hükmedeceğim. Dedi.

Cariye ile koyunları kendi sahibine geri veriniz. Senin oğluna gelince; onun üzerinde yüz değnek cezası ve bir yıl gurbete sürgün edilme cezası vardır, buyurdu. Bundan sonra Eslem kabilesinden bir adam olan Uneys’e de: Sana gelince ya Uneys! Sende bu adamın karısına git tahkikini yap, eğer kadın suçunu itiraf ederse onu recm et buyurdu. Ravi: Uneys o kadına gitti, kadının suçunu itiraf etmesi üzerine, Uneys ona taşlama cezası uyguladı demiştir.” (Buhari, Müslim, Tirmizi)

Zinasını dört defa ikrar eden Mâiz b. Mâlik radıyallahu anh’ın recmedilmesi.

Mâiz b. Mâlik, Peygamber’e gelerek “Beni temizle” dedi. peygamber “Yazık sana, çık git, Allah’a tövbe ve istiğfar et” buyurdu. Mâiz, pek uzaklaşmadan geri döndü ve “Ey Allah’ın Resulü! Beni temizle” dedi. Peygamber aynı sözlerle üç defa daha geri gönderdi. Dördüncü ikrarında “Seni hangi konuda temizleyeyim?” diye sordu. Mâiz; “Zinadan” dedi. Peygamber “Bunda akıl hastalığı var mıdır?” diye sordu. Böyle bir rahatsızlığı olmadığını söylediler. “Şarap içmiş olabilir mi?” diye sordu. Bir adam kalkıp içki kontrolü yaptı. Onda şarap kokusu tespit edemedi. Peygamber tekrar “sen zina ettin mi?” diye sordu. Mâiz “Evet” cevabını verdi. Artık emir buyurdular ve Mâiz recmedildi.

Recimden sonra onun hakkında sahabeler iki kısma ayrıldılar. Bir bölümü Mâiz’in helâk olduğunu, başka bir grup ise onun en faziletli tövbeyi yaptığını söylediler. Bu farklı yaklaşım üç gün sürdü. Daha sonra yanlarına gelen Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem “Mâiz b. Mâlik için dua edin” buyurdu. “Allah Mâiz’e mağfiret eylesin” dediler. Peygamber şöyle buyurdu: “Mâiz öyle bir tövbe etti ki, bu tövbe bir ümmet arasında paylaştırılırsa onlara yeterdi” (Müslim, Eş-Şevkânî, Neylül – Evtâr)

Sigara, İçki ve Madde Bağımlıları;
Haram olan bu maddelerin üretimi, ticareti ve kullanımı tamamen yasaklanır. Madde bağımlısı kişiler tüm nasihatlere, tedavi olanaklarına rağmen içkiden, uyuşturucudan bir türlü vazgeçmezlerse güzelce dövülür, adam olana kadar da hapsedilir, Enes b. Mâlik radıyallahu anh şöyle rivayet etmektedir:

“Allah’ın Resulü, şarap içene pabuçla ve hurma değnekleriyle kırk defa vururdu” (Müslim)

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e şarap içmiş bir adam getirdiler.
Rasûl-i Ekrem: “Ona hadd vurunuz” buyurdu. Ebu Hüreyre demiştir ki: Bizden bir kısmı eliyle, (bazıları da) ayakkabısı ve elbisesiyle dövdüler. (Dayaktan sonra) çekilip gidince: Allah seni rüsvay etsin!` dediler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Böyle söylemeyiniz, ona karşı şeytana yardım etmeyiniz` buyurdu” (Buhari, Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Müslümanlara Karşı Savaşan Kâfir;
Maslahata göre ister affedilir, ister fidye karşılığı serbest bırakılır, isterse öldürülür.

Müslümanlara karşı savaşan kâfirleri savaşta öldürün, bir daha toparlanamayacakları şekilde düşman kuvvetlerini imha edinceye kadar onların boyunlarını vurun. Ele geçirdiğiniz esirleri ise Müslümanların durumuna yani maslahata göre ister karşılıksız salıverin ister fidye karşılığı serbest bırakın isterse Müslüman esirlere karşı değiş tokuş yapınız. Allah müminlere, zalimlerle savaşıp yeryüzünde adâleti egemen kılma görevini vermiştir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Öyleyse, savaş halinde olduğunuz kâfirlerle karşılaştığınız zaman, boyunlarını vurun ve nihâyet, onlara karşı kesin bir üstünlük elde edince, esir alın. Sonra da, ya lütfedip karşılıksız salıverin, ya da ödeyecekleri tazminat karşılığında veya Müslüman esirlerle değiş tokuş yaparak serbest bırakın ki böylece, onlar harp silahlarını tamamen bırakmış olsun. İşte, savaş esirleri konusunda Allah’ın hükmü budur. Eğer Allah isteseydi, onları cezalandırabilirdi. Fakat sizi birbirinizle imtihan etmek için Allah yolunda canlarını feda edenlere gelince, Onların yaptıklarını elbette boşa çıkarmayacaktır.” (Muhammed Suresi: 4)

İslam da bu cezai müeyyideler var.
Hırsızlığı meslek haline getirenler, Başkalarının emeğini çalanlar, Irz ve namus düşmanları, Tecavüzcü sapıklar, Haksız yere adam öldüren katiller, eşkıyalık yapanlar, ümmete ihanet edenler, Uyuşturucu baronları… Vs. tüm bu haddi aşan mücrimler İslam şeriatından korksun.

Bu cezai müeyyideleri istemeyenler olsa olsa bu kötülüklerden nemalanan, kalpleri marazlı, fıtratı bozulmuş ve imanları dumura uğramış cehennemlik kişiler olabilir ancak.

Bu cezai müeyyideleri istemeyip kabul etmeyenler boşuna Müslümanlık iddiasında bulunmasınlar. Çünkü bu cezai müeyyideler İslam’ın belirlediği hükümlerdir. Kim bu hükümleri kabul etmeyerek Müslümanlık iddiasında bulunursa bu kişinin Müslümanlık iddiası boş ve yalan bir iddiadır.

Bu sebepten diyoruz ki;
Kitabın yarısına iman edip diğer yarısını inkâr eden ve Müslümanlık taslayan sinsi münafıklar gibi olmayın. Ya adam gibi Müslüman olun ya da Müslüman olmadığınızı adam gibi ilan edin. Çünkü sizi Müslüman olmaya kimse zorlamıyor.

Müsennif VELİOĞLU