“İran güçlü bir Azerbaycan istemiyor”

İran'ın Azerbaycan-Ermenistan çatışmasındaki rolü üzerine, İran uzmanı Adem Yılmaz ile özel bir röportaj gerçekleştirdik.

Mepa News, İran'ın Azerbaycan-Ermenistan çatışmasındaki rolü üzerine, İran uzmanı ile özel bir röportaj gerçekleştirdi.

Gerçekleştirilen röportajda Yılmaz, Dağlık Karabağ bölgesinde Azerbaycan ile Ermenistan arasında patlak veren çatışamalarda İran'ın tartışılan tutumunu değerlendirdi.

*

İran'ın Karabağ tavrı

– Bildiğiniz gibi 1990'lı yıllarda işgal edilen Karabağ üzerinde, Azerbaycan ile Ermenistan arasında cereyan eden bir çatışma var. Bu çatışmaya dair İran'ın takındığı tavır ne şekilde?

İran’ın Dağlık Karabağ’da devam eden çatışmalara dair bir ikilem yaşadığını söyleyebiliriz. Sınır komşusu olduğu iki ülke arasında cereyan eden savaşın ilk günlerinde ciddi bir tavır sergilemeyen İran öncelikle tarafsızlık vurgusu yaptı.

Ama buna karşın İran sınırından Ermenistan'a askeri araç ve teçhizat taşıyan kamyonlara ait tırların görüntüleri sosyal medyaya yansıdı. Bu görüntüler büyük tepki aldıktan sonra İran Radyo ve Televizyon Kurumu gümrük bölgesinden yayın yaparak devam etmekte olan askeri araç sevkiyatının durdurulduğunu duyurmak zorunda kaldı. Bu olay İran’ın Dağlık Karabağ konusundaki söylem – eylem çelişkisini göstermektedir.

Hamaney’in temsilcisi konumundaki Cuma imamları ve bazı devlet yetkililerinin Dağlık Karabağ’ın resmi statüsüyle alakalı Bakü lehine yapmış olduğu açıklamalar da ilginç bir şekilde içerideki yoğun Türk nüfusunun galeyana gelip gösteriler düzenlemesi ve sahada denklemin Azerbaycan lehine değişmesine denk gelmektedir.

– Bölgede Ermenistan'ın dış dünyaya açılan iki kapısı bulunuyor: Gürcistan ve İran. Gürcistan'ın özellikle son süreçte Ermenistan ile ilişkilerinin olumlu seyretmediği ve Rusya ile de kötü ilişkileri olduğu biliniyor. Bu kapsamda Ermenistan'ın dış dünyaya açılan tek kapısı olarak İran kalıyor. Bu doğrultuda, sizce İran ile Ermenistan'ın birbirleri için arz ettiği önem nedir?

Azerbaycan ve Türkiye ortasında sıkışan Ermenistan açısından İran, dünyaya açılan nefes borusu konumunda bir ülke. Keza İran açısından da Ermenistan yaptırımları aşmak ve uluslararası para transferlerini gerçekleştirmek için finansal bir köprü mahiyetinde. Jeopolitik açıdan alternatifleri mümkün olmayan iki ülke karşılıklı olarak birbirlerinin izole hale gelmelerinin önüne geçmekteler. İran Ermenistan üzerinden Karadeniz’e ulaşırken Ermenistan İran üzerinden Basra Körfezi’ne açılmaktadır. İran ve Ermenistan arasında tarih boyunca ciddi bir ihtilaf yaşanmazken durum İran – Azerbaycan ilişkileri için aynı değil.

İran ve Azerbaycan arasında yakın döneme kadar Hazar Denizi’ndeki hukuki statü üzerine ihtilaf bulunmaktaydı. Ayrıca iki ülke enerji kaynakları ihracı konusunda birbirlerine rakip. Dahası İran ve Azerbaycan etnik ve ideolojik anlamda birbirlerinin sinir uçlarına dokunabilecek tehdit potansiyeline sahipler. Bakü yakınlarında “Küçük Kum” izlenimini veren Nardaran kasabasında İran sempatizanı grupla güvenlik güçleri arasında yaşanan gerginlikler ve Tebriz merkezli Azerbaycan'a verilen destek bu potansiyelin birer dışa vurumu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Azerbaycan-İsrail ilişkisi

– Son çatışmalarda Azerbaycan'ın İsrail yapımı silah ve drone sistemlerini etkili şekilde kullanması, Azerbaycan ile İsrail arasındaki iş birliğini de gündeme getirdi. Sizce İran kamuoyu, kuzey komşusu Azerbaycan'ın, İsrail ile böyle bir ilişkiye sahip olmasını nasıl değerlendiriyor?

Bu durumun medyadaki yansımaları dikkat çekici. Gazete manşetlerinde “Türkiye ve siyonist rejimin ateşe kin odunu taşıması” ve “Karabağ; Ankara ve Tel Aviv’in ortak projesi” gibi ifadeler yer aldı. İran’da yoğun Türk nüfusunun Karabağ’a dair hassasiyetini kırmak için en kullanışlı iki kelimenin “siyonizm” ve “tekfircilik” olduğunu söyleyebilirim. İran medyası ve siyasi yetkililer bu amaçla Azerbaycan’ın İsrail ile olan askeri ilişkilerini ve Karabağ’a götürüldüğü iddia edilen Suriyeli savaşçılar konusunu gündemden düşürmüyor. İki durumun da ülkenin kuzey sınırındaki güvenliği açısından ihtiva ettiği tehditler Tahran açısından kaygı verici.

– Karabağ'da 1990'lı yıllarda cereyan eden savaşta İran'ın pozisyonu ne şekilde olmuştu?

1992’de Azerbaycan – Ermenistan arasında Tahran’ın ev sahipliğinde müzakerelerin başladığı gün Ermeni güçleri Dağlık Karabağ’daki stratejik Suşa şehrini ele geçirmişti. Bu gelişmeden müzakere sonrası haberdar olan Azerbaycan heyeti hayal kırıklığına uğramıştı. Bu açıdan Tahran merkezli diplomatik girişimlerin Azerbaycan için pek iyi hatıralar bıraktığını söyleyemeyiz. Tahran için Dağlık Karabağ’da hâkimiyet kuracak güçlü bir Azerbaycan arzu edilen bir senaryo değil. İran mevcut statükonun devamından yana. Kriz dönemlerinde Cevat Zarif’ten rol çalan Hamaney’in dış ilişkiler danışmanı Ali Ekber Velayeti’nin rejimin dolma kalemi diye nitelenen Kayhan gazetesine verdiği demeçte Dağlık Karabağ için askeri değil diplomatik çözüm çağrısında bulunması bunu doğrulamaktadır.

İran neden Azerbaycan'ı desteklemiyor?

– Sizce “Müslüman İran”, kendisiyle aynı dini ve aynı Şii mezhebini paylaşan Azerbaycan yerine neden Hıristiyan Ermenistan'a destek oluyor?

İran dünyanın ikinci en kalabalık Şii nüfusunun yaşadığı ülke olan Irakla 8 yıl savaşmış, bu savaşı başlatan taraf olmasa da sürdürmekte inat etmiştir. 1 milyon kişinin hayatını kaybettiği 20. yüzyılın en büyük felaketlerinden biri olan bu savaş ağırlıklı olarak Basra gibi Irak’ın Şii yoğunluklu şehirlerini etkilemiştir. Savaşın en büyük yıkımı Şii bölgelerde yaşansa da İran için "Kerbela'ya kadar zafer" gibi mezhebi ajanda hep var olmuş ve asıl hedefin Bağdat yönetimi olduğu ifade edilmiştir. İran için elbette Şiiler önemli ve Tahran'ın Azerbaycan Şiileriyle kuvvetli bağları mevcut. Mevcut Bakü yönetiminin Hamaney'e biatlı bir Şii yönetim olmadığını, bu ülkede seküler bir anlayışın hakim olduğunu unutmamalı. İran için fırsatlar ve riskler hesaplandığında Dağlık Karabağ'daki mevcut durumun devam etmesi daha az riskli.

Kaynak: Mepa News