Hucurat Suresinin Gölgesinde “Dini Savunmak”

“Kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırız. Hamd Allah mahsustur. Ona hamd eder, Ondan yardım ister ve Ondan bağışlanma dileriz. Nefsimizin şerrinden ve kötü amellerimizden Allaha sığınırız. Allah kimi hidayete erdirdiyse onu saptıracak yoktur. Kimi de saptırdıysa onu doğru yola iletecek kimse yoktur. Ben şahitlik ederim ki Allahtan başka ilah yoktur. O tektir ve Onun ortağı yoktur. Ve ben şahitlik ederim ki Muhammed s.a.s Onun kulu ve rasuludur. Salât ve selam Rasulullah’a, ehline, ashabına ve kıyamete dek ona ve sünnetine tabi olanlara olsun.

Bundan sonra;

Dün Allah azze ve cellenin şu kavlinde kalmıştık:” Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz. (Hucurat 6) Ve demiştik ki bu ayet yüce bir ahlaka yönlendirmektedir. Müslümanın bu ahlak ile ahlaklanması gerekir. Ve bu ahlak; duyulan haberlerin araştırılıp öyle nakledilmesidir.

Bu işi küçük görüp ihmal etmesi ve haberlerin doğruluğunu araştırıp tespit etmeden hemen yayması Müslümanın günaha girmesine ve diğer müslümanlara zulmüne sebep olur. <<Bilmeden bir topluluğa sataşıp da yaptığınızdan pişman olmamanız için >>

Rasulullah s.a.s şöyle buyuruyor:” Kişinin her duyduğunu anlatması ona yalan olarak yeter”. Ve dediğimiz gibi biz mücahidler olarak bu ahlaka son derece önem vermeye muhtacız. Çünkü mücahidin haberleri iletmesi esnasındaki bir hatası ve onu o şekilde yayması diğer kişilerin hatası gibi değildir. Belki bu hatası sebebiyle kanların akıtılması, malların yağmalanması gibi sonuçlar ortaya çıkabilir.

Biz Allah Subhanehu ve Teâlânın bize bahşettiği bu büyük nimetin; cihad nimetinin içindeyken ve bu itaati yerine getirmek üzere toplanmamızı bize bahşetmişken, bize yakışan bu ahlakı hakkıyla yerine getirmektir. Çünkü hayatımıza göz gezdirirsek çoğu vaktimizi kardeşlerimiz ile geçiriyoruz. Ve vaktimizin çoğu İslami bir topluluk ile geçiyor ki her Müslümanın böyle bir topluluğu araması gerekir. O yüzden bize uygun olan bu ayetteki edebe sımsıkı sarılmak!

Bundan sonra Allah azze ve celle şöyle buyuruyor : “Bilin ki, içinizde Allah´ın Rasulü vardır. Şayet o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinizde süslemiştir. Küfrü, fıskı ve isyanı da size çirkin göstermiştir. İşte doğru yolda olanlar bunlardır. (Hucurat 7) Allah azze ve celle bu ayette sahabeye bahşettiği bazı nimetleri zikrediyor. Ve buyuruyor ki :” Ey Ashap ve Ey müminler bilin ki Allah Rasulü sizin aranızdadır. Ve bu yüzden sizin yapmanız gereken Ona itaat etmek, saygı göstermek, Ona karşı edepli olmak ve onu desteklemektir.

Ayetin devamında:” Ve bilin ki Allah Rasulü içinizdedir. Şayet O birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz buyuruyor. Bu ayet insanı birçok yol ayrımına iletiyor. Ya zorluk, zahmet, meşakkat, darlık ve sıkıntıya ya da Rasulullah’a s.a.s itaat ile kurtuluş ve genişliğe. Ve diyor ki bilin ki Allah Rasulü sizin aranızdadır. Şayet o birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Yani ya Rasulullah’a s.a.s uyarsınız saadet ve kurtuluşa eresiniz. Ya da Onu sizin isteklerinize itaat etmesi için kendi tarafınıza çekersiniz ve bundan sonra sıkıntıya darlığa düşerdiniz. “لعنتم” leanittum yani size zorluk, meşakkat isabet eder.

Ve bu bize gösteriyor ki Rasulullah’ın s.a.s bize olan düşkünlüğü bizim kendi nefsimize olan düşkünlüğümüzden daha büyüktür. Ve onun bizim maslahatımızı düşünmesi bizim kendi maslahatımızı düşünmemizden daha çoktur. Allah azze ve cellenin de buyurduğu gibi: “Nebi müminlere kendi canlarından daha yakındır. (Ahzab 6)
Öyleyse insan iki şey arasındadır. Saadet yolu ki o ancak Rasulullah’ın s.a.s yoluna tabi olmak, kendi görüşünü

Rasulullah’ın hükmünün önüne geçirmemek ile olur. Ve de Allah’ın Şeriatına aykırı olduğu halde maslahatın akla doğru gibi gelen şey olduğunu düşünmemek ile olur. Çünkü sen eğer Şeriatın hükümlerini hevasına, hevesine, aklına, adetlerine itaat ettirmeye çalışırsan, bil ki sen sıkıntılı, zorlu, dar bir yolda gitmektesin. Ayetin işaret ettiği şey budur.

Müslüman itaat edendir ve Rasulullah’ın izinden gider. Rasulullah’ı örnek almak kurtuluşun dünya ve ahiretteki yoludur.

Andolsun ki Allahın Rasulünde, Allah´ı ve ahiret gününü umut edenlere güzel bir örnek vardır…
Sen Allah’tan ve ahiret gününden başka ne istiyorsun ki? Eğer ahirette kurtuluş istiyorsan, Allah’ın rızasını kazanmak istiyorsan yapman gereken Rasulullah’ı örnek alıp ona tabi olmaktır.

Ve eğer senin için Allah’ın bir hükmü ya da Rasulullah’ın bir sünneti varsa bil ki maslahatın bunlardadır. Bil ki maslahatın Rasulullah’a (s.a.s) tabi olmandadır. Sıkıntı ve meşakkat çekmense Rasulullah’a muhalefet etmen sebebiyledir. Ve müminler için Onun emrine karşı bir seçim hakkı yoktur. Allah’ın emirlerinden de dilediğini seçip dilediğini bırakmaz.

“Allah ve Rasulu bir işe hüküm verdiği zaman, mümin olan bir erkek ve kadına o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Her kim Allah ve Rasulune karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab : 36) Müminler sadece İşittik ve itaat ettik der.

Aralarında hükmetmesi için, Allah´a ve Rasulune çağrıldıkları zaman mümin olanların sözü: “İşittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.
(Nur 51) Ve Rasulullah’a itaat etmek Allah azze ve cellenin sevgisini kazanma sebebidir. Allah azze ve cellenin buyurduğu gibi : ”

De ki: “Eğer siz Allah´ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”
(Âl-i İmran : 31) Ve bazı alimlerin de dediği gibi : “Kimi insanlar Allah’ı sevdiklerini iddia ediyor. Onlardan bunu ispatlamalarını talep edin. Bu iddialarını doğrulayacak bir delil isteyin. Allaha olan sevgilerini ispatlayacak delil nedir? “Rasulullah’a tabi olmaları.”

De ki: “Eğer siz Allah´ı seviyorsanız bana uyun yani ancak bunu yaparsanız Allah sizi sever ve günahlarınızı bağışlar.

<<Ve size imanı sevdirip onu kalplerinizde süslü kıldı>> İnsana imanı sevdirmesi Allah’ın nimetlerindendir. Çünkü insan kendi başına bir şeyi sevip bir şeyden de nefret etmeye sahip olamaz. Ve kulların kalbi Rahman’ın iki parmağı arasındadır. Onları dilediği gibi çevirir. Ve insan kendi başına hidayete ulaşamaz. Hidayetin sahibi sadece Allah Subhanehu ve Teala’dır. Allah azze ve cellenin buyurduğu gibi:” Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan ölmez. Ve başka ayette de:” Hiçbir kimse Allah’ın izni olmadan iman edemez. Subhanallah! Yani düşünsene senin iman ehlinden olman, Rasulullah’a tabi olman, imanı sevip masiyeti kerih görmen Allah azze ve cellenin lütfu iledir. Allah; göklerin ve yerin Rabbi olan, senin kalbine iman sevgisini ekendir. O’dur kalbine Rasulullah’a s.a.s tabi olma sevgisini eken…

Ve Ey sen kimsenin kendisine önem vermediği, düşüncelerini kale almadığı, zayıf, fakir ve tanınmayan insan! Allah Subhanehu ve Teala seni hak ile batılı, iman ile küfrü ayırt edemeyen milyonlarca dalâlet içindeki insanın arasından seçip kalbine iman nurunu koydu. Bu Allah’ın büyük bir nimetidir. Ve hiç kimse, yaratılmışların en üstünü en hayırlısı olan Rasulullah s.a.s bile kimseye iman vermeye sahip olamaz.

Allah azze ve cellenin buyurduğu gibi: “Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir.(Kasas 56) Ben bu ayetten sonra hep Rasulullah’ın amcası Ebu Talib’in kıssasını hatırlarım. Ebu Talib Rasulullah’ı (s.a.s) ve İslam davasını korumak için feda etmesi gereken her şeyi sundu. Ebu Talib islami hareketin bile takdim etmediği birçok şeyi takdim etti. Ve o kafir bir adamdı.

Ebu Talib üç sene boyunca Rasulullah ile abluka altında kaldı. Açlığa, akrabaları ile ilişkisinin kesilmesine, ekonomik ambargoya tahammül etti. Bununla birlikte o küfür üzereydi. Fakat İslam’ın hak din olduğuna şahitlik ediyordu. Ve diyordu ki: “Ben biliyorum ki Muhammedin dini dinlerin en hayırlısıdır.” Rasulullah’ın önünde onu ölene kadar kimseye teslim etmeyeceğine söz vermişti. Şiirinde de dediği gibi:

“Vallahi onların zararı sana ulaşmayacak
Ta ki biz toprağa ulaşıncaya kadar”.

Ve bunu ne zaman söylüyor? Rasulullah’ın en çok korunmaya ihtiyacı olduğu sırada. En çok kendisini müdafaa edecek birine ihtiyacı olduğu sırada. Rasulullah hac günlerinde tavaf ederken, yürürken kim bana Allah’ın risaletini tebliğ etmem için sığınak olur diye sesleniyordu. Ve bu işi Ebu Talib üstlendi. Buna rağmen ecel gelince ölmek üzere iken Rasulullah ondan sadece bir kelime söylemesini istedi.

Sadece dilini kıpırdatabilirdi onu söylemek için. Ama kimdi Ebu Talibi bu sözü söylemekten men eden? Rasulullah ey amcam sadece bir kelime söyle, söyle ki kıyamet günü Allah’ın huzurunda onu senin için hüccet göstermeyim diyordu. Sadece bir kelime ondan bir amel istemedi.

Sadece bir kelimeyi söylemesini ve dünyadan öyle ayrılmasını istedi. Fakat insandan şeytanlar başucunda durmuş :” Abdulmuttalib’in dininin terk mi edeceksiniz? diyorlardı. O Rasulullah’ı kendi soyundan olduğu için, soyunu korumak için müdafaa etmişti.

O Abdulmuttalib’in dini üzereydi. Yani şirk ve küfür üzereydi. Ve ölüm döşeğindeyken: “Ben Abdulmuttalib’in dini üzereyim dedi ve kaybetti. Hem dünyayı hem ahireti. Bu kişi Rasulullah’ın amcasıydı. Bunca salih ameline, İslam için sunduklarına, Rasulullah ona en çok ihtiyaç duyduğunda onun yanında yer almasına rağmen sonu bu oldu.

Bu yüzden Rasulullah Ebu Talibin kendisi için yaptıklarını bildiğinden dolayı diyordu ki : “Vallahi sana mağfiret dilemek bana yasaklanmadıkça senin için mağfiret dilemeye devam edeceğim. Bunu üzerine Allah Subhanehu ve Teala <Kendilerine onların gerçekten ateş ehli oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.>
(Tevbe : 113) ayetini ve

<Gerçek şu ki, sen, sevdiğini hidayete erdiremezsin, ancak Allah, dilediğini hidayete erdirir; O, hidayete erecek olanları daha iyi bilendir.>

(Kasas : 56) ayetini indirdi.

Ve Ey Müslüman! Sen, İslam’a hizmet için Ebu Talibin sunduğu gibi bir amel sundun mu? Hayır, Vallahi sunmadın. Rasulullah’ı korumak, himaye etmek hiç bir şeye denk olamaz. Rasulullah’ı zorluk, acizlik ve sıkıntı zamanlarında müdafaa etmek ve tüm kafirler ona karşı düşmanlık gösterirken onlara karşı önünde set olmakla senin tek başına İslam’ı savunman ve İslam akidesini savunman bir olmaz.

Evet bu salih bir ameldir, cihaddır, büyük bir ameldir. Ancak şüphe yok ki eğer o ihlaslı bir Müslüman olsaydı hiçbir şey ona denk olmazdı. İlk muhacir ve ensarın kendilerinden sonrakiler ile denk olmaması gibi. Çünkü onlar sabır gösterdiler, tüm eziyetlere dayandılar, Rasulullah’ı müdafaa ettiler. Neden Ebu Bekir radıyallahu anh sahabelerin en üstünü? Çünkü tüm zor anlarında Rasulullah’ın yanındaydı. Ve Rasulullah’ın ona ihtiyacı olduğu her an onunla beraberdi.

Müşrikler Rasulullah’a eziyet ederken, o: “Bir adamı Rabbim Allah’tir diyor diye öldürecek misiniz?” diyerek müdafaa ediyordu. İşte sahabelerin (Allah onlardan razı olsun) Ona düşkünlüğü böyleydi. Bu yüzden İslam nimeti çok büyük bir nimettir. ALLAH azze ve celle bunu hatırlatarak: “Ancak Allah size imanı sevdirip onu kalplerinizde süslü kıldı,” buyuruyor. Sen bu Şeriatı gördüğünde, ahkamını, hikmetini, edebini, birbiri ile uyumunu gördüğünde şüphe yok ki ona olan sevgin ve imanın artacaktır ve bu Allah’ın lütfuyla olur.

Ancak Allah size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinizde süslemiştir. Size küfrü, fıskı yani büyük günahları ve isyanı yani Allah’ın emrine muhalif olan her şeyi size çirkin göstermiştir. Kalbin bu isyanlardan kaçınmasını sağlayan Allah Subhanehu ve Teala’dır.

<<Ve işte onlar dosdoğru yolda olanlardır.>> Bu yol üzere olanlar nimet ehli, iman ehli olanlar; küfür, fısk ve isyandan buğzedenler, işte bunlar doğru yolda olanlardır. Yani sıratı mustakim üzere olanlardır. Ve bunların dışında olanlar taşkınlık ve sapıklık üzere onlardır. Her ne kadar süslü gösterseler de övseler de onlar sadece sapıklık üzereler.

Bundan Allaha sığınırız. Ve herkes kendinin doğru yolda olduğunu iddia eder. Firavun bile. Ki o küfür üzere ve Allah’a karış haddini aşanlardandı. Ve kavmine hitap ederken ne diyordu? <Firavun dedi ki: “Ben, size yalnızca gördüğümü (kendi görüşümü) gösteriyorum ve ben sizi doğru yoldan da başkasına yöneltmiyorum.”>
(Gafir : 29) Ben sizi doğru yoldan başkasına iletmiyorum.

Ve şuan da Allah’ın dinine savaş açan tağutlardan aynı sözleri duyuyoruz. Zulmü küfrü demokrasiyi kendi kanunlarını her türlü inanç ve dini çağdaşlık ve medeniyet olarak nitelendiriyorlar. Onlara göre doğru yol bu. Aslında bu ne? Bu; <sizin dininiz size benim dinim banadır> Bizim dinimiz İslam’dır. O, Allah azze ve cellenin buyurduğu gibi: “Bu Benim dosdoğru olan yolumdur. Şu halde ona uyun. Sizi O´nun yolundan ayıracak (başka) yollara uymayın. Bununla size tavsiye etti, umulur ki sakınırsınız.” (Enam : 153)

Allah’a bu yol dışında başka hiçbir yolla ulaşılamaz. Ve o yol İslam’dır. <Kim İslam´dan başka bir din ararsa asla ondan kabul edilmez. O, ahirette de kayba uğrayanlardandır.> (Âl-i İmran : 85)

Ve Allah azze ve celle : “Şüphesiz ki Allah katında din İslam’dır.” buyuruyor.

Bizi sıratı mustakime ilet, doğru yola ilet diyor. Yollar demiyor. Çünkü o tek bir yoldur, doğru olan tek yol. Ve bir insan itikadında, ibadetinde, ahlakında, davranışlarında ve insanlar ile muamelesinde hidayet üzereyse Allaha hamd etmelidir. Ve bil ki Allah onu doğru yolda olanlardan kılmıştır. Onu Allaha ulaştıracak kurtuluş yolu üzere olduğu için hamd etmelidir.

Bundan sonra Allah azze ve celle buyuruyor ki : “Bu Allah´tan bir lütuf ve bir nimettir. Allah, her şeyi bilendir hüküm ve hikmet sahibidir. (Hucurat : 8)

Yani az önce zikrettiğimiz şeyleri siz kendiniz elde etmediniz. Onlar sadece Allah azze ve cellenin lütfundandır. Hak ettiğiniz için değil. Allah’ın lütfetmesi, ikramı, ihsanı ve cömertliğindendir.
Bu Allah´tan bir lütuf ve bir nimettir. Allah, bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah Subhanehu ve Teala’dan bizi sözü hakkıyla dinleyip ona güzellikle tabi olanlardan kılmasını, bizi doğru yolda olanlardan, o doğru yol üzere yaşayıp o doğru yol üzere ölenlerden kılmasını dilerim. Şüphesiz O her şeyi işiten ve yakın olandır. Salat ve selam Rasulullah’ın ehlinin ve ashabının üzerine olsun.”

Kaynak:

İslami Bülten – Haber Merkezi