Hayatı Şeriat İle Yeniden İmar ve İnşa Etmek

Ey Müslüman;
Kur’an ve Sünnetin buyruklarına kulak asmadıkları hâlde, “Bizde, Müslümanız” diyen O ikiyüzlü münafıklara dikkat et ve onlar gibi olma! Onlar; aklını kullanmayan, kibir, taassup, bağnazlık ve cehalet… Gibi sebeplerle hakikat karşısında sağır ve dilsiz kesilen kimselerdir!

Onlarda;
Allah’a kul olup, erdemli bir insan olmaya yönelik bir eğilim, istek ve çaba olmadığı için onlar hakka ve hidayete kavuşamazlar. Bazen menfaatleri gereği veya toplumsal baskıdan çekindikleri için Müslümanlık taslasalar da bu göstermelik halleri fazla uzun sürmez haktan yüz çevirip dönerler. Bu tip insanlara dikkat ederek Allah’a itaatin nasıl olması gerektiğini yaşayarak hem onlara, hem de diğer samimi insanlara örnek bir yaşantıyla göster!

Ey Müslüman;
Şunu unutma Allah’ın şeriatında, bireysel, toplumsal, kültürel, ekonomik, siyasi, ahlâkî ve benzeri her hususta insanlar için birçok fayda ve güzellik vardır. Yüce Allah bir şeyi yasaklıyorsa o şeyde kulları için mutlaka dünyada veya ahirette bir zararı olduğu için yasaklıyordur, Yine; Yüce Allah bir şeyi emrediyorsa o şeyde kulları için mutlaka dünyada veya ahirette bir faydası olduğu için emrediyordur, Dolayısıyla Yüce Allah’ın her buyruğunda; bir hikmet, güzellik ve hayat vardır.

Allah kullarının kötülüğüne bir şey istemez. Allah kendisine itaat eden kulları Kitap (Kur’an) ve Hikmet (Sünnet) ile yollarını aydınlatarak bu sayede günaha, şirke ve küfre düşmekten koruyup iyiliklere yönlendirir. Unutmayın ki, eninde sonunda ölümü tadacak ve yaptıklarınızın hesabını vermek üzere “O’nun huzurunda toplanacaksınız.” Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler! Allah ve Rasulü, yeniden dirilişinizi sağlayacak bir konuda size çağrı yaptığında, bu çağrıya mutlaka uyun! Şunu iyi bilin ki, Allah, kişi ile kalbi arasına girer hepiniz O’nun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfal Suresi: 24)

Ey Müslüman;
Bu çağrıyı kulak ardı ederek Allah’ın şeriatından yüz çevirip Allah yolunda mücadeleyi terk ettiğiniz takdirde, zalim veya mazlum bütün toplumu kasıp kavuracak savaş, fakirlik, anarşi, ahlâksızlık, yozlaşma, ruhsal ve toplumsal Her türlü bozulma, ifsat ve felâketler hepinizi perişan edecektir. Dünyadaki bu sıkıntıların yanında birde Ahirette karşılaşacağınız sıkıntıların ve azabın çok daha şiddetli olduğunu da bilin!

Yüce Allah’ın her türlü yardımını, nimetlerini unutmadan kulluk görevini tam olarak yerine getirmeye çalışarak hak yolda mücadeleye durmaksızın devam etmeliyiz. Aksi hâlde, beşeri ideolojiler bataklığında dininiz, imanınız, malınız, aileniz, sağlığınız, insani değerleriniz, zenginlikleriniz ve daha birçok kutsalımız elinizden gider ve böylece emanete ihanet etmiş olduğunuz gibi her türlü zillete de düşeriz.

Size verilen her türlü nimetler ve imkânlar, sizin iman ve teslimiyetinizi ölçmek üzere size emanet edilmiş birer imtihan sebebidir. Size verilen bu dünyalık nimetler ahiret nimetlerinin yanında basit ve gelip geçici nimetlerdir. Gözünü aç ve aklını başına topla bu imkân ve nimetleri Allah’ın rızası doğrultusunda kullandığın takdirde ebedi cennet ile mükâfatlandırılacaksın.

Allah kendi yolunda giden, kendisine yürekten bir saygı ile bağlanarak dürüst ve erdemlice bir hayatı tercih eden ve her türlü kötülükten sakınan kullarını yardımsız bırakmayacağı gibi razı olduğu bu kullara iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebilmeyi sağlayacak bir feraset ve sağlıklı düşünme yeteneği de verecektir.

Öyleyse hepimiz bir Müslüman olarak kendimizi yeniden gözden geçirerek Kitap ve Hikmetin rehberliğinde yani şeriat ile hayatımızı yeniden imar ve inşa etmeliyiz.

Allah’ın insanlara gönderdiği dinde insanların aleyhine bir hükmün olması düşünülemez. Ancak bizler bir beşer olarak Şeriatta var olan bazı hükümler hoşumuza gitmeyebilir veya bu şeyleri biz aleyhimize gibide görebiliriz;

Örneğin; Mümin erkeklere farz kılındığı halde Allah yolunda cihad kimsenin hoşuna gitmez. Savaşın sıkıntısı, acısı, kanı ve gözyaşı… Vs. hiç kimse bunu istemez. Fakat zulmü engellemenin başka bir yolu yoksa veya yeryüzünde küfür ve ifsadın önünü kesmek için başka bir yol kalmamışsa, daha büyük acıları önlemek için, küfrün varlığına son verip ve hakkın hâkimiyetini sağlamak için savaştan başka bir çare var mıdır? Elbette hayır başka bir çare yoktur. Bu sebepten savaşı yani Allah yolunda cihadı çoğumuz sevmese de, Yüce Allah bizim iyiliğimiz için cihadı kıyamete kadar farz kılmıştır ve cihad kıyamete kadar devam edecektir.

Bir başka örnek; Toplumda kadın ve aile konusunda oluşan bağnaz, ilimden ve dinden uzak anlayışların toplumu ne hale getirdiği ortada, mutsuz bireyler, dağılmış aileler, ortada kalmış çocuklar ve ifsada uğramış bir toplum. Bunun sebebi Yüce Allah’ın hükümlerinin terk edilmesidir.

Kadın erkek eşitliği, kadın hakları, kadın her türlü işi yapar, kadın erkeğe muhtaç olmasın, kadın bağımsız olsun, bu çağda çok eşli evlilikte nedir, herkes istediğini yapabilir, kadın evde oturmasın, kadın istediği gibi giyinsin, hayat müşterektir… Gibi içi boş, batıl, kışkırtıcı ve tahrif edici yaldızlı şeytani sözlerle kadını, aileyi ve toplumu bozan ifsat eden beşeri sistemlerin oluşturduğu bataklığa insanlık mahkûm edilmiştir.

Oysa kadına da erkeğe de izzeti, şerefi ve mutluluğu ancak şeriat verebilir, Beşeri sistemler ise; Ya kadınların namus ve şerefini pazarlayıp fuhuş metaı haline getirirler, Ya da kadını fıtratına uymayan yetki ve sorumluluk vererek onların farklı şekilde helak olmasına sebep oluyorlar. Beşeri sistemlerin içi boş, aldatıcı ve yaldızlı sözlerine aldanan toplum şeytanın yalanları ile yasak meyveyi yiyen dem ve Havva’nın durumu gibidir. dem ve Havva’nın bu günkü çocukları da Yüce Allah’ın hükümlerini görmezden gelerek, tahrif ederek ve hor görerek yoldan sapmış ve beşeri ideolojiler bataklığında debelenip durmaktadır.

Beşeri sistemler tek eşli evlilik dayatmasıyla bir kadını mutlu edeyim derken birçok kadının evlenmesini engelleyip haram yollara kapı açmaktadır. Oysa Allah’ın helal kıldığı çok eşli evlilikte fert ve toplumların faydasına bildiğimiz veya bilmediğimiz nice faydalar ve hikmetler vardır.

İnsanlık tarihine bakıldığında kadın nüfusun erkek nüfusundan daima fazla olduğu görülür. Bu durum bitkiler ve hayvanlar âleminde de böyledir. Yani bütün canlılarda dişilerin sayısının erkeklerin sayısından çok daha fazla olduğu görülür. Birebir eşleme mantığıyla birçok dişinin açıkta kalacağı ortada bu ise yaratılışa ve tabi düzene aykırıdır. Tek eşli evliliğin dayatıldığı toplumlarda evlenemeyen, sefil ve sahipsiz kadınların çokluğu bunun ispatıdır. Bu ise toplumun sosyal, ekonomik ve ahlaki açıdan ifsadına sebep olmaktadır. Bir de savaş gibi olağanüstü şartlarda bu eşitsizliğin daha da arttığı görülür. Tarih bunun sayısız örnekleriyle doludur. Şuan bile dünyanın birçok yerinde savaş ve iç karışıklıklar sebebiyle erkek nüfusun kadın nüfusuna oranla çok daha az olduğu görülmektedir.

Nasıl ki, Müslüman erkeklerin Allah yolunda cihadı terk etmeleri İslam toplumlarını zillet ve meskenet içerisinde bırakacak mefsedete kapı açmışsa, yine insanlık, Allah’ın helal kıldığı fert ve toplum için birçok faydası olan çok eşli evliliğin terk edilmesi hatta yasak edilmesiyle de toplumlarda zina ve fuhşun artmasına kapı aralamıştır. Yüce Allah’ın hoşumuza gitmeyen bir hükmünün kadın, erkek herkes için ne kadar önem arz ettiğini şimdi daha iyi müşahede ediyoruz. Allah’ın helal kıldığı çok eşli evlilik başta kadınlar olmak üzere erkekler için Allah’ın rahmetinden başka bir şey değildir.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem cahiliye toplumundaki tabuları yıkmak için sözlü irşadın yanında fiilî irşadı kendi yaşantısında uygulamıştır. Örneğin; cahiliyet inançlarında “evlatlığın öz evlat gibi olduğu” anlayışını yıkmak için bizzat kendisi evlatlığı olan Zeyd b. Harise den boşanan Zeynep radıyallahu anha ile evlenmesi gibi.

Evlilikle ilgili oluşan bu bağnaz ve batıl anlayışların yıkılması için Müslüman erkeklerin adil olmak koşulu ile örnek ikinci evlilikler yapmaya azami gayret sarf etmeleri. Müslüman hanımlarında helal olan çok eşli evliliklere muhalefet etmeyi terk ederek, nefislerine ağır gelse de mümine bir hanıma yakışan bir vakar ile bu Rabbimizden olduğu için; “İşittik, itaat ettik. Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır.” Demelidirler.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
Sizin hoşlanmadığınız bir şey aslında sizin için hayırlı olabilir, hoşunuza giden bir şey de sizin için kötü sonuçlar doğurabilir. Neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu en iyi Allah bilir, siz bilemezsiniz. (Bakara Suresi, 216)

Öyleyse, bilgi ve tecrübesi sınırlı olan insanoğlu, her şeyi bilen Allah’ın rehberliğine muhtaçtır. Bu hakikate rağmen bazı insanlar ise; Allah’ın her şeyi bildiğini ve en adil hükmü vereceğini de bildikleri halde dünyalık makam, menfaat, kavmiyetçilik, gurur ve kibir… Gibi sebeplerle Allah’ın hükmünü kabul etmeyerek tağutların peşinden giderler. Oysa Müslüman olmanın ilk şartı bütün tağutları, sahte ilahları ret ederek sadece Yüce Allah’ın şeriatına iman edip teslim olmaktır. Allah’a ve Resulüne gerçekten iman eden samimi Müslümanlar Kur’an ve Sünnetin hükmüne çağrıldıkları zaman sadece “İşittik ve itaat ettik!” Derler.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
Oysa inananlar, aralarında hakem olsun diye Allah’a ve Rasulüne çağrıldıkları zaman, ancak ve ancak “İşittik ve itaat ettik!” diye cevap verirler. İşte kurtuluşa erecek olanlar, yalnızca bunlardır. (Nur Suresi: 51)

Allah’ın hükmünü bir kenara bırakarak Tağuti düzenlerin hükmüne razı olanlar Allah ve Resulüne başkaldırmış büyük bir sapıklığa düşmüş demektir. Bu yoldan sapmış insanlar kendilerini ne kadar Müslüman zannetseler de Tağutu ret edip şeriatın hükmüne teslim olmadıkları sürece iman etmiş olmazlar.
Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
Allah ve Rasulü herhangi bir konuda bir hüküm vermişse, artık inanan bir erkek ve kadının, kendi görüşüne dayanarak tercihte bulunması kesinlikle söz konusu olamaz! Her kim Allah’a ve Rasulüne başkaldıracak olursa, muhakkak apaçık bir sapıklığa düşmüş demektir! (Ahzab Suresi: 36)

Müslümanlık iddiasında olan bir insan, Allah’ın emir ve nehiylerine, Resulünün örnek hayatına, bütün istek ve buyruklarına kısaca; Allah’ın gönderdiği İslam’a başka bir ifadeyle, Allah’ın şeriatına nasıl karşı gelebilir?

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
Hayır! Rabb’ine yemin olsun ki, onlar, aralarında anlaşmazlığa düştükleri konularda seni hakem tayin edip de, verdiğin hükme karşı içlerinde en ufak bir burukluk bile duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkları sürece, iman etmiş olamazlar! (Nisa Suresi, 65)

Fakat kim de doğru yol kendisine açıkça gösterildiği hâlde, kalkıp Peygambere karşı gelir ve Müslümanların takip ettiği yolu terk ederse, onu kendi tercihiyle baş başa bırakacak fakat cehenneme atacağız! Ne korkunç bir son! (Nisa Suresi: 115)

Müsennif VELİOĞLU