Dul ve Özürlü Kadınlar

Toplumda yalnızlığa, yokluğa ve her türlü istismara terk edilmiş kadınlar vardır. Bu kadınlar çoğunlukla erdemli ve üstün bir duyguya sahip kadınlardır. Ancak bu kadınlar dul ve özürlü oldukları için evlilikte fazlada tercih edilmezler. Çünkü insan tabiatı bakire ve güzele meyyal olması sebebiyle bunlara fazla iltifat edilmez. Bu kadınlar toplumda evvela yalnızlığa sonra da fuhşa itilirler. Tek eşli evliliklerin dayatıldığı toplumlarda genç ve güzel kadınlar bile eş bulmakta zorlanırken dul ve özürlü kadınların evlenmesi imkânsız gibidir. Bundan daha kötüsü fuhşiyatın yaygın olduğu toplumlarda bırakın çok eşli evliliği aile mefhumu yıkılmıştır. İnsanlar evliliği değil zinayı yaşam felsefesi edinmişlerdir.

Evli olsalar bile tek eşlilik dayatmasıyla ihtiyaçlarını dindiremeyen erkekler. Öte yandan cinsi açıdan büyük bir açlık duyan evlenemeyen kadınlar. Helalinden çok eşlilik vesilesi ile evlenemeyen bu insanların yolları haram da kesişir. İşte beşerin ifsadı; Tek eşli evlilik sistemiyle bir kadını mutlu edeyim derken onu yalnız ve bezgin bırakır ve kadını erkeği zinaya sürükler. Böylece helal dururken zinayı yaşam felsefesi edinen ahlaksız bir toplum türetilir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:
“İçinizden evli olmayanları ve olgunluğa ulaşmış köle ve cariyelerinizi evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allah lütuf ve bereketi sayesinde, onları hiç kimseye muhtaç etmeyecektir. Allah, kudret ve merhametiyle sınırsızdır, her şeyi bilmektedir.” (Nur Suresi: 32)

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur:

“Nikâh benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimle amel etmezse, benden değildir. Evleniniz! Zira ben, diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuz ile iftihar edeceğim. Kimin maddî imkânı varsa, hemen evlensin. Kim maddî imkân bulamazsa, nafile oruç tutsun. Çünkü oruç, onun için şehveti kırıcıdır.” (İbn-i Mâce)

“Nikâh benim sünnetimdir. Benim sünnetimi uygulamayan benden değildir. Evleniniz. Çünkü ben diğer ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla iftihar ederim.” (İbn Mace)

Bazı toplumlarda çok eşli evlilikler yasaklanıp ve kerih görüldüğü gibi dul kadınların evlenmesi de yadırganıp, kerih görülmektedir. Tarihte bazı toplumlarda erkek öldüğü zaman hanımları da öldürülür kocasının yanına gömülürdü. Günümüzde ise bazı toplumlarda erkek öldüğünde dul kadının evlenme hayali katledilip kocası ile beraber adeta toprağa gömülür oldu. Dul kadınlar evlenme isteklerini ne dile getirebilir ne de hayal edebilir.

Oysa Asr-ı saadetteki sahabeye bir bakalım; Dul kadına evlilik teklif edildiği zaman kendi öz oğluna: “evladım gel annene nikâh şahitliği yap” diyen sahabe bir hanım. Arkadaşı evli olmasına rağmen arkadaşına “Kız kardeşim dul kaldı, onu sana nikâhlama mı ister misin?” Diyen Ömerlerin din anlayışı bu gün ayıplanıp kınanır olmuştur. Oysa onlar İslami prensipleri bizlerden daha iyi bilen ve yaşayan örnek Müslümanlardı. Biz din hususunda ne öğrendi isek onlardan öğrendik. Ama iş uygulamaya gelince her şey de olduğu gibi bu konuda da onlara yabancı kaldık. Şimdinin sözde Müslümanları ne dulun ne de bekârın halinden anlar.

Ömer’in kızı Hafsa kocasının şehit olması sebebiyle genç yaşta dul kalmıştı. Ömer kızının dul olarak kalmasına gönlü razı değildi. Bir baba olarak kızını biran önce iyi biriyle evlenmesini arzu ediyordu. Bunun için önce Osman giderek kızı ile evlenmesini teklif etti. Bu konudaki görüşmeleri Abdullah İbni Ömer (radıyallahu anh) bizzat babasından şöyle nakletmektedir:

“Osman İbni Affan’a gittim. Onu hüzünlü gördüm. Üzüntüsünü gidermek ve teselli etmek için ona Hafsa’dan bahsettim. ‘İstersen Hafsa’yı sana nikâhlıyayım’ dedim. Osman birden cevap veremedi. Hemen ‘evet’ diyemedi. Biraz düşünmek için zaman istedi ve ‘Hele bir düşüneyim’ dedi. Aradan birkaç gün geçtikten sonra karşılaştığımızda, ‘Şimdilik evlenemeyeceğim’ diye özür diledi.”

Ömer aynı teklifi Ebubekir’e yapmayı düşündü. Onunla karşılaştığında: “İstersen sana kızım Hafsa’yı nikâhlayayım” dedi. Ebubekir de sustu. Ağzını açıp da bir söz söylemedi ve cevap vermedi.

Ömer kızını evlendirmek için iki samimi arkadaşına kızıyla evlenmeleri için teklifte bulunuyor. İkisinden de olumsuz cevap alınca canı sıkılmış ve üzüntülü bir şekilde Resûlullah’ın huzuruna girdi ve şöyle dedi:

“Ya Resûlallah! Ben Osman’a şaşıyorum. Hafsa’yı ona nikâhlamak istedim de yanaşmadı. Ebubekir de öyle…”

Resul-i Ekrem Efendimiz, Ömer’e tebessüm ederek:
“Ya Ömer! Hafsa, Osman’dan, Osman da Hafsa’dan daha hayırlı birisiyle evlenecektir.” buyurdu.

Ömer büsbütün merak içerisinde kalmıştı. Osman’dan daha hayırlı damat kim olabilirdi? Merak içerisinde aradan birkaç gün geçti. Nebiyy-i Ekrem Efendimiz Hafsa’ya talip oldu. Ömer’e:

“Sen kızın Hafsa’yı bana nikâhlarsın. Ben de kızım Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikâhlarım.” buyurdu.

Peygamber Ayşe’yi nikâhlayarak Ebubekir’i, Hafsa’yı nikâhlayarak da Ömer’i taltif etti. Onları kendine kayınpeder, kızlarını da müminlerin anneleri olma bahtiyarlığına kavuşturdu.

Yine Peygamber; Osman ve Aliye kızlarını vererek onlara kayınpeder olma bahtiyarlığına kavuşturdu. Böylece Peygamber dört halife arasında dostluğu, kardeşliği, din bağını hısımlıkla, akrabalıkla daha da kuvvetlendirmiş oldu.

Peygamberin ve sahabesinin örnek hayatı işte budur. Birde günümüzdeki Müslümanların bağnaz ve batıl anlayışlarını düşünün.

İşte zikredilen bunca sebep ve hikmetten dolayıdır ki; Çok eşli evlilik Yüce Allah’ın kadınlara ve erkeklere bir rahmetidir. Öyleyse fıtratı bozulmuş ve imanı dumura uğramışların zırvalarına kulak asma.

Müsennif VELİOĞLU