Bitmeyen Efsane

Gençlik, Allah Teâlâ’nın kullarına lütfettiği en büyük nimetlerdendir. İnsan gençliğinde ruhen ve bedenen en güzel ve en verimli dönemini yaşar. Bu nimetin kıymetini bilerek iyi değerlendirenler büyük kazanç elde ederler. Bu nimetin kıymetini bilmeyerek heba edenler ise telafisi mümkün olmayan çok şeyleri kaybederler. Her nimetten hesaba çekileceğimiz gibi gençliğimizin de hesabını vereceğiz.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kıyamet günü âdemoğlu şu beş şeyden sorgulanmadıkça Rabbinin huzurunda (sorgudan) kurtulamayacaktır: Ömrünü nerede tükettiğinden, gençliğini nerede geçirdiğinden, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, bildiğiyle ne denli amel ettiğinden.“ (Tirmizi)

Bu asra baktığınız zaman şunu göreceksiniz: “18 yaş sınırı” ve “Ergenlik Geçiş Süreci” tabuları sebebiyle. Ergen olmasına rağmen; çocuk sayılan, yasal yetki ve sorumluluk verilmeyen, suç işlediği zaman cezai müeyyide uygulanmayan, evlenmek istediği zaman evlenmesine müsaade edilmeyen… Yani adamdan sayılmayan, adam olmasına izin verilmeyen, ifsat edilmiş ve yok sayılmış kayıp bir gençlik görürsünüz.

Karma eğitim, kız/erkek arkadaş, müstehcen filmler, kadınların tesettüre riayet etmemesi, şehevi arzuların azdırılması, edep ve hayâ duygularının yok edilmesiyle gençliğin ahlakı bozuldu, gayrimeşru ve haram yollar teşvik edildi. Harama, zinaya bulaşmamak için evlenmek isteyenler ise evliliklerin zorlaştırılması ve “18 yaş sınırı” tabusu ile karşı karşıya bırakıldı.

Oysa insan fıtratına baktığınız zaman “18 yaş sınırı” anlayışının büyük bir yalan olduğunu görürsünüz. Bu yetmezmiş gibi birde bir türlü bitmeyen “Ergenlik Geçiş Süreci” efsanesi uyduruldu. Sorumsuz, başıboş, amacı ve hedefi olmayan ifsad edilmiş bir gençlik yetiştirmek istiyorsanız; Önce “18 yaş sınırı” tabusunu, sonra “Ergenlik Geçiş Süreci” efsanesini toplumun algısına yerleştirmeniz yeterlidir. Artık gençliğinizi 20 – 25 yaşına kadar yok sayabilirsiniz.

Asrısaadete baktığınız zaman ise şunu göreceksiniz: Daha ergen olmadan özgüven ve izzet tohumları ile yetiştirilen, Kur’an ve Sünnet rehberliğinde, takva ile süslenmiş, cihad aşkıyla, peygamber sevgisiyle yetiştirilen çocuklar görürsünüz. O çocuklar büyük işler başaracak büyük adamlar ve hanım efendiler nazarıyla bakılarak bu minval üzere yetiştirilmiştir. Ergenlik başladıktan sonra ise haram – helal şeylerden sorumlu, suç işlediği zaman cezai müeyyidelere muhatap olan, evlenmek istediği zaman evlenmesine müsaade edilen, kısaca: Hayata dair her türlü yetki ve sorumluluğu üslenen adamdan sayılan, adam muamelesi gören, ufku geniş hedefi yüksek bir gençlik görürsünüz.

Bu asırda çocuk sayılarak hayatın dışına itilen aynı yaştaki gençler asrısaadet döneminde emsalsiz bir destan yazmıştır. İslam, ilk olarak bu gençlerin gönlünde inkişaf etmiştir. Peygambere sallallahu aleyhi ve sellem iman ederek bu davayı sırtlanıp küfre karşı mücadele edenler İslam uğrunda mallarını ve canlarını feda edenler, dinleri uğrunda nice meşakkatlere katlananlar… Çoğunlukla bu gençler olmuştur. İslam bu gençlerin sayesinde bize kadar ulaştı, nice beldeler onların vesilesiyle hidayetle tanıştı ve insanlık İslam ahlakıyla huzura kavuştu.

Gençler, farklılıkları ve yeni gelişmeleri yaşlılardan daha çabuk tahlil eder ve uyum sağlar. Çünkü gençlerin zihinleri berrak, kalpleri saf ve temizdir. Bu sebeple İslam’ın ilk günlerinden itibaren gençler iman ve itaatte öncü oldular. Yaşlılar ise çoğunlukla zihinleri kirletilmiş, kalpleri katılaşmış, mal ve makam sevdası gönüllerini sarmıştır. Bu sebeple gençliğini değerlendiremeyip iman ve ibadetten uzak duranlar yaşlandıklarında daha da katılaşan kalpleri sebebiyle genelde İslâm’a şiddetle karşı çıkıp teslim olmazlar.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem gençlere ayrı bir değer vermiştir.

“Semure bin Cündeb’in naklettiğine göre, Efendimiz ashabına, müşriklerin gençlerini öldürmemeleri talimatını vermişti. Ahmet bin Hanbel’e bunun sebebi sorulunca cevaben O: “Yaşlı, genellikle kolay kolay İslâm’a girmez! Genç ise İslam’a yaşlıdan daha yakındır.” demiştir.” (Ahmet bin Hanbel, Müsnet)

Peygamberin davetine en çok gençler tabi olmuştur. İslam davası bu fedakâr ve imanlı gençlerin omuzlarında yükselmiştir. Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem; Yetiştirdiği gençleri, tebliğ ve irşad faaliyetleri dâhil, valilik, hâkimlik, komutanlık, sancaktarlık, öğretmenlik gibi devletin üst kademelerine kadar her alanda görevlendirmiştir. Gençler ise kendilerine verilen bu görevleri hakkıyla yerine getirmişlerdir.

Amr bin Cemûh’un oğlu Muâz radıyallahu anh. Kabilesindeki Müslüman gençlerle anlaşarak, bir gece babasının putunu gizlice civarda bulunan pislik çukuruna attı. Sabahleyin bu hali gören Amr, dehşet içerisinde kalarak putunu çukurdan çıkardı. Temizleyip güzel kokular sürerek yerine koydu. Aynı hâdise birkaç gün daha tekerrür edince, putun kendisini müdafaa etmesi için boynuna kılıcını astı. Ertesi gün putunu tekrar çukurda gören Amr, ibadet ettiği cansız nesnenin kendini korumaktan bile âciz olduğunu anladı. Şirk karanlığından İslâm’ın nurlu sabahına uyandı. Daha sonra da kavmini İslâm’a teşvik etti. (İbn-i Hişam, Zehebî, Siyer)

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ’in yanında Ensâr’dan yirmi kadar genç bulunurdu. (Bir ihtiyacı olursa hemen koşmak için hazır beklerlerdi.) Ureyneli katiller cinayet işleyip kaçtıklarında, onları yakalamak için bu gençleri göndermişti. (Müslim)

Abdurrahman bin Avf radıyallahu anh şöyle buyurur:
“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in ashabından dördümüz veya beşimiz, herhangi bir ihtiyacı olabilir diye, gece-gündüz nöbetleşe onun yanında kalırdık.” (Ebu Yala, Müsned)

Gençler Allah Resulü sallallahu aleyhi ve sellem’in samimi arkadaşları oldular. Onunla daima beraber oldular, Ona destek oldular, Onunla beraber cihat ettiler, İslam uğruna şehit ve gazi oldular. Onlar önce alın terlerini ve gözyaşlarını, sonra mallarını ve sonunda da canlarını Allah yolunda vermekten çekinmediler. Onların birçoğu günümüzdeki bir ortaokul veya bir lise talebesinin yaşındaydı. Onlar Müslüman olmakla son derece mühim bir karar verip ve O uğurda her türlü fedakârlık, azim ve cesaret gösterdiler.

Abbas radıyallahu anh, İkinci Akabe Biat’ına gelen Medineli heyetin yüzlerine bakınca onların hiç tanımadığı genç insanlardan olduğunu görmüş ve endişeyle şöyle demiştir:
“‒Ey kardeşimin oğlu! Sana gelen şu insanlar kimdir bilmiyorum! Hâlbuki ben Yesrib ehlini tanırım… Bunlar benim tanımadığım insanlar, bunlar hep genç!” diyerek Allah Resulüne biat için gelenlerin ekserisinin gençler olduğunu vurgulamıştır. (Ahmed bin Hanbel)

Bu gün; sahabe gençliği gibi dinamik, çalışkan, cömert, fedakâr, yürekli ve tavizsiz gençlere her zamankinden daha çok muhtacız. İslam davasının bayraktarlığını şerefle taşıyacak, inancına hizmeti en büyük hedef telakki edecek, İslam kardeşliğini bizzat yaşayacak, İslam ümmetinin dertlerini dert edinecek bir gençliğe muhtacız. Oysa bu günkü gençler; Laik eğitim sistemi, beşeri ideolojiler bataklığı, medya, içki, kumar, fuhuş, zina, futbol, müzik… İle ifsad edilmektedir.

İslam medeniyetinin yetiştirdiği O büyük insanlar ve onların asırlar dolusu takipçileri hiçbir zaman “18 yaş sınırı” veya yıllarca süren “Ergenlik Geçiş Süreci” safsatasını tanımadılar. Böylesine bir kavramı veya benzer manayı kasteden en ufak bir işaret ne Kur’an-da nede Sünnet te bulamazsınız. İnsan fıtratına aykırı bu anlayışlar büyük bir yalandan başka bir şey değildir. Son yüzyılda uydurulan bu tabular nesilleri ifsad etti, gençliği yok etti.

Ey Rabbimiz! Bizi, dosdoğru yola ilet;
İnsanın doğal yapısıyla; duyguları, eğilimleri ve ihtiyaçlarıyla bire bir örtüşen, varlık kanunlarıyla tam bir uyum içinde olan o apaydınlık yola, insanlığı hem bu dünyada, hem de ahirette mutluluğa ulaştıran İslâm yoluna… min

Onlara şunu diyoruz
“Sizin dininiz size, benim dinim banadır” (Kafirun suresi)
Ya adam gibi Müslüman olun İslam’ı iyice anlayın ve yaşayın, Ya da adam gibi Müslüman olmadığınızı ilan edin!
Çünkü
İslam’a girmrkte ögürsünüz.

Müsennif VELİOĞLU