Perşembe, 16 Ağustos 2018
Free website traffic to your site!

Din Üzerine 3; Din-Gelenek İlişkisi

SİNAN ÖNE-posta: Yazarın Tüm Yazıları >11 Ağustos 2018 Cumartesi 00:43A+A-

Gelenek üzerine dünden bugüne çok farklı şeyler söylendi. Kavram bazıları için ‘süreklilik' anlamına gelen bir katagori, bazıları için ‘sosyal bir yapı ögesi’ oldu. Kendilerini ‘gelenekçi' olarak değerlendiren bazıları içinse, insanlığın başından beri süregelen ve dinin de özünü oluşturan, değişim dışı bir olgu olarak merkeze oturtuldu!

Gelenek Batı’da, başından itibaren bir 'kurtuluş yolu' olarak anlaşıldığı için sıklıkla dinin bile yerini almış, kutsal kitap dahil her dinsel öğe, bir gelenek olarak var olmuştur. Bundan dolayı, Batı'da dinin kendine has özgünlüğünden söz edilemez! Kaldı ki, modernizm karşısında dini savunan köktencilik dahi onu, bir gelenek olarak savunmuş, dine karşı çıkanlarda genelde bu geleneğe karşı çıkmışlardır.

Batı'nın religion dediği ve bizim din olarak çevirdiğimiz kavram aslında geleneğin karşılığı. Doğu’da ise bu anlamıyla bir dini gelenekten bahsetmek zordur. Doğu dinlerinin gelenekle ilişkisi, zamanla dinlere bağlı bir geleneğin oluşmasının sonucudur. Onun içindir ki İslam, bir gelenek değildir; yine bundan dolayıdır ki, geleneğin erezyonu İslam’ı doğrudan etkiler.

Halbuki genel kanaate göre Batı’da geleneklerin sarsılması, dinin sekülerleşmesi sonucunu doğurmuştur. Bu yüzden daha da ileri gidilerek denilebilir ki; sekülerleşme süreci dine değil, geleneğe ait bir oluşumdur.

Bu ince ayrım İslam ile geleneği ayrıştırır. İslam’a göre din, zamanla toplumsal şartlar içinde gelenekselleşebilir. Ama bu gelenek hiçbir zaman İslam ile özdeş olmaz. Bundan dolayıdır ki 'atalar dini' dinsel özgünlüğü sürdürmekten çok ondan bir sapmayı ifede eder. Esasen Tek Tanrı inancının bozuluşu ve ilahi mesajın insanlık tarihi boyunca yenilene gelmiş olmasını açıklayan, yegane mekanizma da budur.

Din ile gelenek arasındaki ilişkiyi her düşünür kendi penceresinden değerlediriyor. Mesela gelenekçilerden Nasr ve Guenon gibi düşünürlere göre din, geleneğe dayanır. Ancak din insanı Allah’a bağlayan daha asli ve daha sahih bir bağdır. Bir diğer görüşe göre ise, din gelenekten değil gelenek dinden doğar. Din, en başından beri gelenek değildir. İlk tabilerinin üzerinden iki ya da üç nesil geçince gelenekselleşir.

İkinci görüş sosyolojik olarak daha uygun bir yaklaşım. Çünkü dinden doğan veya toplumsal ihtiyaç gereği ortaya çıkan nice olgu zamanla dinin pekiştirciliğiyle bir gelenek halini alabilir. Burada unutulmaması gereken şey dinin gelenekle özdeş olmadığıdır. Çünkü gelenek aşkınlık noktasında hakikat,vahiy, kutsallık gibi kavramlarla sınırları belli olan bir kavram değildir.

Din-gelenek ilişkisinde, birinin diğerine indirgenememesine bağlı olarak, zahiri-batıni yani görünen-görünmeyen ikileminde, geleneğin hangisine denk düştüğü tartışmasında da bir sonuca varılamamıştır. Guenon-Nasr çizgisine göre gelenek asıldır, özdür; onlar için bu alan dinler arası ortak alandır. Ne var ki, din denilince ilk akla gelen onun zahir kısmıdır. Mesela Şeriat-Tasavvuf ya da Talmut-Kabala gibi ikilemlerdeki, Şeriat ve Talmut olguları zahiri ve dini temsil ederken, Tasavvuf ve Kabala batıni olarak geleneği temsil eden olgulardır.

Bu noktadan hareketle din-gelenek ilişkisi daha açık bir şekilde şöyle ifade edilebilir. Bütün kültür oluşumlarında olduğu gibi geleneğin oluşumunda da dinin önemli bir yeri vardır. Ama din de sürekliliğini gelenekselleşebilmesine borçludur. Burada problem; geleneğin din yerine konulmasından doğar. Din, yapı ve değer olarak geleneğe indirgendiği zaman sıkıntı olur. Çünkü gelenek nasıl algılanırsa algılansın doğası itibariyle dünyevi bir şeydir. Ama din aşkın bir kökene sahiptir.

Dinin geleneğe indirgendiği durumlarda dini anlayış daha çok gelenekçilik formuna bürünür. Burada gelenekçilik, dine süreklilik kazandırıp ona hizmet ediyor gözükse de, daha fazlasıyla kendini dinle inşa edip pekiştirir. Bir bilinç düzlemini paylaşsalar da din ve gelenek tabiatları itibariyle farklıdırlar. Gelenek, kendine has bir özgünlükle var olmak isterken, dinin tabiatıyla uyuşması mümkün değildir.

Mesela otorite duygusu bir gelenek olgusudur. Ama o yıkılınca, Tanrı otoritesi duygusu da zarar görebilir. Dolayısıyla gelenek ilkeleriyle, din arasında zorunlu bir bağlantı kurulamaz. Çünkü dine uzak ya da dine aykırı tutumlarında aynı gelenek ilkesi ile meşrulaştırılma riski doğar. Örneğimizdeki otorite olgusu bir müşrik inanç sistemi için de kullanılabilir. Yani bir putperest de kabul ettiği, geleneksel otoritesini pekala kutsallaştırabilir..

Dolayısıyla dünyevi kökenli bir gelenek, kendini var kılabilmek için dinin kutsallıklarını kullanabilmekte ve hatta kendini dinin yerine koyabilmektedir. Esasen din-gelenek ilişkisinde en önemli sorun, geleneğin din olarak algılanmasında kendini gösterir!

Aynı sorun gelenek-İslam ilişkisi için de geçerlidir. Şüphesiz bir İslam geleneği vardır. Ama geleneksel İslam bir tarihsel veridir ve İslam ile her haliyle özdeş değildir. Sorun da doğruluk payı ne olursa olsun, bu geleneğin İslam yerine konulmasındadır!

İslam dünyasında da gelenek etrafında yapılan tartışmalar, Batı perspektifinden çok farklı değil. Yaklaşımlar hep uçlarda seyrediyor. Mesela; Ali Şeriati; ‘gelenek alt edilmeden İslami hiçbir sorun çözülemez’ derken; Seyyid Hüsyin Nasr; ‘geleneğin dışında yolumuzu gösterecek hiçbir şey yoktur’ demektedir. Kendince iki yaklaşımda doğru olmakla birlikte, birisi pratikten hareketle yapıya, diğeri teoriden çıkışla değersel işleve bakmakta ve tek yönlü kalmaktadır.

Sonuç olarak, bütün olarak bakılabildiğinde gelenek bir süreklilik mekanizması olarak hem olumlu hem de olumsuz bir işlev görür. Bazı değerlerin korunmasına katkı sağlarken, ortaya çıkmış birçok gereksiz, problemli olgunun sürdürülmesini de sağlar. Doğal kaynağından saf ve berrak doğan nehre, mecrasında karışan çer ve çöpler kısa bir süre sonra gelenekselleşmiş, saf kaynağın içerisinde yer bulmuş ve kendini saf katagorisine sokmuştur. Artık bu çer ve çöpler değişmezliğine inanılan yapılar haline gelmiştir.

Bize düşen; kaynağa ulaşma konusunda çabalarımızı sıklaştırmak, karşımıza çıkan çer ve çöpleri temizlemek, temizlerken gelenek diye her şeyi silip süpürmemektir. Bir sonraki çalışmamızda kaldığımız yerden devam edelim inşallah. Allah’a emanet olunuz..

Haksöz Haber sitesinden alınmıştır.

Free website traffic to your site!

Bu Haberler de var

İsrail’den Kudüs’e 20 bin yeni Yahudi yerleşimi kararı

İsrail, Kudüs’ün farklı bölgelerinde Yahudiler için toplamda 20 bin yeni konut, otel, sanayi ve ticaret …

Türkiye’den Kabil saldırısına kınama

Türkiye, Afganistan'ın başkenti Kabil'de dün gerçekleştirilen saldırıyı kınadı. Dışişleri Bakanlığı, Kabil'de bugün düzenlenen saldırıya ilişkin …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.